10 Ekim 2015 Cumartesi

ROBERTO CARLOS BALDIRINDAN TENDİNİTE



Yıllar sonra spora tekrar başlamak hiç de sandığım kadar zor olmadı. Bir sabah kalktım, yürüyüşe çıktım. Ertesi sabah tekrar ve diğer sabahlar da...Taaa ki, sadece yürüyüşle basen illetinden ve sarkmalardan kurtulamayacağımı anlayana kadar. Yürüyüş, kardiyo grubunda bir harekettir ve vücuttaki suyu atıp kalori yakar zayıflarsınız sadece. Benim ihtiyacım olansa biraz sıkılaşarak basenlerimin çevreye rahatsızlık vermesinin önüne geçmekti e tabi  biraz da eski pantolonlarıma girebilmek. Biraz araştırdığımda ağırlık ve fitness yapmam gerektiğini öğrendim. Bu kadar sarkmanın toparlanabilmesi ancak yüksek kas kütlesine ulaşmakla mümkündü bana göre ve Roberto Carlos baldırındansa bacaklarımın şimdiki halini yeğlerdim.



Arkadaki adamın bakışı beyhude değil. Adamın bir bacağı 65 cm miş. Sanıyorum bacaklarıma katlanmanın bir yolu da bu kaslı bacaklarla karşılaştırmaktı. Araştırmaya başladığımda işin öyle olmadığını, o kasları yapmanın yıllar aldığını gördüm. Üstelik gördüğüm bazı önce-sonra fotoğrafları da içime su serpti.



Bu bir tanesi...Bacaklarda hoş bir kas kütlesi meydana gelmiş ve zayıflarken sıkılaşmış. Böylece sıkılaşma programına, ilk olarak popoya yönelik "çifte atmak" da diyebileceğimiz hareketlerle başladım. Aynı zamanda yürüyüşlerime devam ettim.

Sonra "squat" yani bildiğimiz çömelme hareketi, hani sıçarken yaptığımız gibi çömeliyoruz ve geri kalkıyoruz. Bu hareket, bacak aralığına ve ayak açısına göre vücudun birçok yerini çalıştırabilen çok etkili bir hareket.
Bir zaman sonra yürüyüşlerin yeterli gelmediğini farkettim. Çünkü spor yapmak; benim gibi tensel temastan pek hazetmeyen, soğuk ve başkalarına güvenmeyen yalnız insanların kendini iyi hissetmesinin tek yoludur. Diğer yollar: Başkalarına dokunmak-sarılmak, Sohbet etmek(dedikodu), Kahkaha atmak. Bunlar temel güven duygusu veren "Tımarlama* " eylemiyle benzer etkilere sahiptir. Spor yapmak endorfin salgılatır, kendinizi daha iyi hissedersiniz ve sürekli yapmak istersiniz. Bende de öyle oldu. Yürüdüğüm aynı yol yetmez oldu. Önce yolu uzattım ama gene yetmedi. Bir süre sonra koşmaya başladım. Ayrıca squat yapmaya devam ettim. Bütün bunları yaparken bir terslik olduğunu hissediyordum. Önceleri hafif seyreden diz ağrılarım artmaya başladı. HIIT yapmaya da başladığım sıralarda diz ağrılarına diz yorgunluğu da eklendi.

Biraz araştırdım esneme yapılmadığında bunların olabileceğni öğrendim. "Pattern overload" da bunlardan biri. Esneme çalışmalarına başladım fakat çok geç kalmışım 4 ay boyunca yapılması gereken şeyden bir haftada verim alınamıyor.

Ağrıyan kolumla birlikte doktora gittim, "-Çok mu yüklendin" dedi. "-Galiba" dedim. "Tendinit"  teşhisi koyup ağrılar geçene kadar merdiven çıkmayı, çömelmeyi ve koşmayı yasakladı. Sporu kademeli yapmamı tavsiye etti. Hepsi bir yana da koşmayı yasaklaması ağır geldi yıkıldım sanki. Koşmak o kadar iyi hissettiriyor ki bu duyguya başka hiçbir şeyle ulaşamayacağım gibi geliyor. Bedenimi yormak beynimi dinlendiriyordu adeta.

Birkaç gün önce doktorun verdiği ilaç bitti. Dizimdeki ağrılar ve yorgunluk hissi tam geçmese de azaldı. Herzamanki gibi yine sınırı zorladım ve ceremesini çekiyorum. Abartmak mizacımın en kötü yanı olsa gerek, ağır uyuşturucular alsaydım heralde yüksek dozdan mefta olmuştum. Ne diyebilirim ki, Roberto Carlos bacağına sahip olmaktan  korkup tendinit olan biri daha da konuşmasın bu konuda...


*Tımarlama: hayvanların özellikle de maymunların birbirini bitlemesi şeklinde özetlenebilecek eylem. Güven ve bağı geliştirici etkisi olduğu ileri sürülüyor.

2 Ekim 2015 Cuma

BAKIM


 



a)yeni bir ruj
b)şirinlere dönüşen birinin rengi
c)ağza bulaşmış diş macunu

Bu şıklardan hangisinin daha  akla yatkın olduğunu sorgulayamıyorum. Başka şeyler sorgulayalım o zaman...

Yaklaşık bir yıl önce midemdeki bir bakteri için iki antibiyotiği aynı anda almam gerekmişti. Onun öncesinde boğaz enfeksiyonu(reflü nedeniyle sık sık faranjitim ve boğazım tutar) için bir tane daha tabi. Ameliyatta iki tane daha... oldu mu dişlerim sapsarı. Doğal rengi fena sayılmayacak kadar beyaz olan dişlerim bir iki antibiyotik tedavisi daha görsem lağım taşına dönecekmiş. O sıralarda ameliyatın da stresiyle bir daha doktor görmek istemedim açıkçası, çok işe yaramayacağını bilmeme rağmen ilk aşamada beyazlatma etkili diş macunlarına başvurdum. Genellikle doğruyu bulana kadar bir sürü ürün denerim yine aynısını yapmıştım ve "White Now" yazısına tav olup signal'in diş macununu aldım.

Sanıyorum şuydu=>
 
Bir firma neden lacivert bir dişmacunu yapar ki? Hafızamı yokladım çocukluğumda bahçelere gerilmiş iplerdeki açık mavi çarşaflar geldi aklıma. Israrla beyaz onlar diyen kadınlar doğru söylüyordu çivit denen bir maddeye batırdıkları rengi sararmış çarşaflar ıslakken açık mavi kuruyunda daha beyaz(görüntüsel bir yanılgı) görünürdü. Onlar da napsın, çamaşır suyu vardı da onlar mı içti? Yani sarı yerine maviyi tercih ediyorlardı. Optik bir yanılgı ile macunun başarısı kanıtlanmaya çalışılıyor olabilir miydi? Bilemiyoruz elbette, bildiğim: bu berbat ürünü artık kullanmayacağımızdı! Evde kullanan herkes dumur oldu. İnsan bembeyaz kudurmuşvari bir görüntü bekliyor diş fırçalarken fakat sanki şirinler ağzımıza boşalmış gibi bir görüntü ortaya çıkıyor.

Mucizevi sonuçlar veya ekonomi yapmak için  saçma-sapan ürünlere dadanıyoruz. Şahsen ikinci gruba girmiyorum genellikle. Kozmetikte kıyarım paraya. Az ve öz olsun isterim. Bu beden bir daha bizim olmayacak. Bazen bloglarda 3-5 kuruşluk ürünlerin üç beş kuruşluk hediyeler için tanıtıldıklarını görüyorum. Acıyorum haliyle. Bu insan bunu kendisi kullandığı yetmiyormuş gibi yalan yanlış şişirme bilgilerle başkalarına da zarar veriyor.  Misal biri Loreal'in marketlerde satılan bir kremini tanıtıyor. Hiç mi araştırmıyorsunuz hiç mi mantık yok siz de?...Neden bir firma 2-3 ayrı ürün [tüketici(loreal), dermokozmetik(la-roche-posay,vichy), lüks(lancome)]sunar? Ve siz neden gidip ısrarla market ürününü alırsınız? Fiyatı değil mi? Fiyatı yüzünden hiç nemlendirici kullanmayan, erkenden çöken bakımsız kadınlarımızı hesaba dahi katmıyorum. Sahi siz üçün-beşin hesabını yaparak ev ekonomisine katkı sağlarken eşleriniz kimbilir kimlerle ne paralar harcıyordur. Onlar günün birinde yarı yaşları kadar, bakımlı kadınlarla arkalarına dahi bakmadan gittiklerinde siz kırışmış cildiniz ve makus kaderinizle yapayalnız ortada kalıverirsiniz.Maalesef kadın cildi daha erken yaşlanıyor çünkü daha ince(erkeklerde testesteronla birlikte çalışan büyüme hormonu da kadına oranla daha fazla salgılanır) menopoza girince östrojen de azalıyor, çöküyor haliyle. Siz kendinize iyi bakarsanız da o adam gidecek bu belli, ama siz genç kalarak başka alternatifleri de değerlendirebilirsiniz. Bunlar doğal şeyler.

Mucize bekleyerek ya da üç-beş kısarak kozmetik alışverişine çıkmayın. Herşeyden kısın ama kozmetik ve gıda alışverişlerinizde en iyisini hedefleyin. Ne bileyim plazma tv'niz olmayıversin ya da onlarca çantanız, ayakabınız. En basitinden makyaja ayırdığınızı cilt bakımına harcayın. En güzeli kimyasalsız hayat derdim ama benim bile yapamadığım bir şeyi samimiyetsizce savunamam.

Neyse, o saçma dişmacununu bir daha kullanmadım. Şu anda, ruhum kadar hassas(yıllarca değil sanmıştım öyleymiş aslında) dişlerim için oldukça etkili bir diş macunu kullanıyorum. Beyazlatmıyor. Ayrıca beyazlatsın diye sakın karbonat limon gibi ürünleri bilinçsizce kullanmayın diş minesini geri dönüşümsüz aşındırırsınız. Paraya kıyıp bir dişçiye gidin.


*Not: 1.Yukarıdaki tavsiyeler asgari ücretle zor bela ev geçindiren kadın ve erkekler için geçerli değildir. Onlara tavsiyem, başka seçimlerde varlık göstermeleri.
2.Genç kalabilmek için bütün paranızı kozmetiğe yatırmayın. Yeteri kadar, o da temizlik, nemlendirme ve güneşten korumadır