29 Haziran 2015 Pazartesi

KIZILMASKE*



Kütüphanede kitap arıyordum, genç bir zenci yanımdan geçerken şöyle bir baktı... Az ilerlediğinde dönerek tekrar baktı. Bir erkeğin bir kadına iki ve daha fazla kez bakması genellikle beğeni işaretidir. Onlar kadınlar gibi değildirler; kadın, beğensin beğenmesin her şeye defalarca bakabilir. Aslında ilk kez olmuyordu, bu kara çocuklarla nerde karşılaşsam bir süzüşle, uzun bir bakışla çokça karşılaşıyordum.Bu, az zorlasam evladım yaşında olacak genç çocuk, benim gibi pek alımlı olmayan bir kadına neden bakar? Bir önceki yazımda aksini belgelerle sunmuşken "Çünkü zenci popom var" diye hince bir ters köşe yapamıyorum haliyle.
Keşke böyle inciğini cıncığını kurcalamasaydım ve "Hala iş var ayol bende" deyip saçlarımı attırıverseydim. Fakat işin gerçeği çok başka...Okuyan, düşünen ve sorgulayan biri için nedenleri bulmak çok zor değildir.

 Kömür siyahı bir zenci bomba gibi bir sarışınla yatarken, orgazm anında "Yaşasın Schoelcher!" diye bağırır.

Fanon'un aktardığı bu hikaye, zencilerdeki beyaz ten kompleksinin basit bir özetidir. Maalesef o zenci çocuğun bende gördüğü tek şey sarı saç ve beyaz tendi. Beyaz tenli bir kadın ya da erkek onu siyah tenin lanetinden kurtarabilirdi pekala. "ABD başkanı bile zenci ne diyorsun sen" demeyin sakın! Ona bakarsak Afro-Amerikan gibi melez bir kültür avrupa, asya gençliğinde kol geziyor, bir ara MTV'nin top 10 listesi baştan başa zenci şarkıcı doluydu. Peki neden hala bu zenci, çikolata renkli, siyahi gibi tanımlar üstüne basılarak belirtiliyor. Hiç yazın dünyasında "Amerikanın beyaz ilk lideri", "Beyaz tenli bilmem kaçıncı lider", "Oscar'ı kaldıran ilk beyaz aktris/aktör" ifadelerine rastlıyor muyuz? Rastlayamayız. Köleliğin kaldırlması Siyah ile Beyazı eşit yapmaz. Birine "beyaz adam" dediğinizde o bundan gocunmaz. "Siyah adam" demek ise hakaretle eşdeğerdir. Hassasiyet varsa yara tam iyileşmemiştir. Önce rahatlıkla zenci diyebildiğimiz günler, sonra da bunu gerekmeyen durumlarda belirtmeye ihtiyaç duymadığımız zamanlar gelecek ki bir ilerleme kaydedilebilecek. Şimdilerde bunu belirtmeye ihtiyaç duyuyoruz çünkü zenci beyaz adamın yanında hala düşük statülü bir insan. Tıpkı Avrupa'lının yanındaki Türk, Amerikalı'nın yanındaki Meksikalı gibi. Zencilerdeki kompleks, teni beyaz olan fakat ötekileştirilen ırklar ve sarı ırklarda da var maalesef. Kendi ırkından olsa yüzüne bakmayacağı tipte ve statüde insanlarla evlenerek ırk ve vatan değiştirmeye çalışan ne çok insan var dünyada. Uzakdoğuluların, bakmaya kıyamadığım çekik yumuk gözlerini, Batılılara benzemek uğruna ameliyatla değiştirdiklerini ve bu estetik ameliyatların haddi hesabı olmadığını biliyor muyduk? Mesela Japonya her alanda Amerika ile baş edecek hatta çoğu alanlarda onu geçecek bir gelişme çizgisindedir. Tek eksiği ise sosyal bilimlerdeki geriliğidir. Batı'nın gücü tam da burada saklıdır. Dünyayı sosyal bilimlere verdiği önemle yönetiyor. Mantıklı değil mi? Siz iş gücü, teknolojiye, bilime, değerli coğrafi alanla sahip olabilirsiniz fakat etkin bir siyaset ve sosyal bilimlere sahip değilseniz onları itina ile kullanacak birileri mutlaka çıkacaktır. Geri kalanlar da aşağılık kompleksleriyle, salyaları akarak gıpta ederek bakarlar onlara.

Birebir örneklerle devam edelim. Birkaç ay önce yolda yürürken az önümde giden iki kızdan birinin, karşıdan gelen zenci çocuğu ve yanındaki türk kızı işaret ederek "Şanslı, kapmış kızı" dediğini duydum. Benzer bir anlam Kayne West'in, Kim Kardashian'ın çıplak fotoğraflarını paylaşırken altına yazdığı "Çok şanslıyım" cümlesinde  bulunabilse de bunu daha ziyade iki saçma medyatiğin, medyatik ifadeleri olarak değerlendiriyorum.Yanındaki kızdan daha çirkin olmayan bu genç, uzun boylu ve atletikti. Eh, parasız bir tipe de benzemiyordu. Neden yanındaki kız değil de o şanslıydı peki? Cevap gayet basit: Çünkü zenciydi ve beyaz tenli bir sevgili bulabilmişti.

Yapılan bir araştırmada, zenci küçük çocuklara, beyaz ve zenci bebekler gösterilip iyi- kötü, güzel -çirkin sınıflamaları yapmaları isteniyor. Zenci çocukların çok büyük bir kısmı, beyaz oyuncak bebekleri iyi ve güzel olarak tanımlarken, zenci oyuncak bebekleri çirkin ve kötü olarak tanımlamışlardır. Bu doğuştan gelen birşey değil elbette. Bu hemen hemen gündelik yaşamlarında öğrendikleri kültürel değerler.

 Zenci olmak öteki olmaktır.Ya zenci bir kadın olmak? Evimin penceresinden dikizlediğim bir durakta oturan bir kız. Duraktaki bankta değil, hemen önünde ve yerde, bankta yer olmasına rağmen hem de. Ayaktaki Türk genç "Çık banka otursana manyak kız" der gibi tebessüm ederek bakıyordu ara sıra yerde bağdaş kurarak oturan zenci kıza. Ne diyebilirim ki, o kendi gözündeki ve başkalarının gözlerindeki konumunu, değerini biliyor olmalıydı ki o tozlu yere oturup otobüs geldiğinde poposunu elleriyle vurarak temizleyip öyle binmişti otobüse.

İlişkilere tekrar dönerek sonlandırayım. İnsan, komplekslerini ve şımarıklıklarını besleyen birileriyle değil de ona bunları aşmada yardım edecek kişilerle yakınlık kurmalı.  Sevilen kişinin neden sevildiği sorgulanmadıkça daha çok sürer ilişkilerdeki bu kullan at mantığı.

*Kızılmaske'yi eskiler bilir gerçi, yeniler de azıcık arşivleri yoklayıversinler.
















18 Haziran 2015 Perşembe

TOPLA ŞUNLARI*


Dünyada hepimize yetecek kadar yer var mı?
Saba Tümer'in "popo" sorusuna JLo'nun yanıtı buydu: "Dünyada hepimize yer var"
 Ben de gönül rahatlığıyla bunu söylemeyi ne çok isterdim.
Toplu taşıma araçlarında kadınları taciz eden erkeklere yönelik "Topla bacaklarını" kampanyasını duymayan yoktur. Haklı olarak tanımadığı bir insanla temas etmek istemeyen kadın ve duyarlı insanlar diyor bunu. Muhatabı adam, biraz utanması varsa o bacakları toplayabilir veyahut pişkinlikle pozisyonunu koruyabilir. Buraya kadar herşey yolunda. Peki Haklı olarak tanımadığı bir insanla temas etmek istemeyen biri çıkıp bana "Topla basenlerini" dese ne yapardım? Bunu hemcinsim yapmaz, empati kurar, az çok onda da var. Fakat basen sahibi olmayan bir erkek beni anlamak zorunda değil. Ben çıkıp da bu adama şöyle desem: "Yüzyıllardır bize nefes alacak alan dahi bırakmadınız az bir alanınızı işgal etmişim zoruna mı gitti?" Olamaz. Ben bunu yapamam. Ya bu adam hayatı boyunca, değil bacaklarını başkalarının alanına uzatmak, hiçkimsenin zerre hakkına tecavüz etmemiş biriyse. Önyargılı bir şekilde bu istisna adamı yüzlerce hemcinsinin arasına katıp haksızlık edemezdim. Peki böyle bir şeyle karşılaşırsam ne yapacaktım o zaman? Çaresizlik bu işte.

Toplu taşıma araçları, bekleme salonları, vs bütün mekanlar ince bedenlere yönelik inşa ediliyor. Bu, özellikle akdeniz havzasında bir hak ihlalidir. Herşeyden mühimi, kentli insan kır insanına göre daha temkinli ve tiksintiyle yaklaşır başka insanlara. Dokunmak istemez. Kentte o cümleyi duyma ihtimali yüzde 50 daha fazla. İşin kötüsü kentlerde kırlara göre daha büyük arsa sıkıntısı var. Bu nedenle küçücük mekanlara, küçücük koltuklara sıkıştırılıyoruz. Biz kadınları hunharca (testereyle kesmek?) düşüncelere salan bu mantık hiçbir şekilde affedilemez.

Hayatımın ilk evrelerinde daha derli toplu duran bu kısım zamanla, kilo alıp vermelerle deforme oldu. Popo yere doğru gelişme gösterirken basen aklın sırrın ermeyeceği  bir şekilde ve yönde gelişim gösterdi. Son bir kaç yılda boya uygun kiloyla beraber normal sınırlarındayken(yani koltuklarda basenli bayanlar dışında kimseye temas etmezken) psikopat doktorumun "yemek ye! yemediğin için götün böyle oluyor" imalarıyla yemek yemeye başladığımdan beri yürüdü gitti. İşin kötüsü yediğim herşey buraya gidiyor. Basenlerim ve üst bacaklarım ABD ve Avrupaysa, diğer bölgeler Afrika ve Asya.


Bir de oturur pozisyonda düşünelim

Fotoğrafta gördüğümüz gibi, poponun(A) bu yöndeki hareketinin, yerçekimi karşısında verdiği savaşı kazanamaması gibi mantıklı bir açıklaması var. Oysa fizik, basenler(B) karşısında çaresiz. Hangi güç onu çapraz yönde hareket ettiyor olabilir? Belki  bunu Newton mekaniğiyle açıklama hatasına düşüyor olabiliriz. Kuantum mekaniğine başvurmak daha anlamlı sonuçlar verebilir. Şu da var ki, zenci poposu gibi açıklanamayan bir gerçeklik söz konusuyken bunun üzerine kafa yormak çok da akıl karı değil.

Yukarıdaki kadının poposu ve basenleri estetik açıdan sorun olamaz nazarımda fakat haklar söz konusuysa insan duruyor düşünüyor. Üst bedenim hiçbir sorun teşkil etmiyorken basenlerimin kendi halinde oturan bir insanı rahatsız etmesi katlanılır şey değil. İlgili yerlerin koltukları büyütmeyeceği kesin. O zaman basenleri küçültmek bir çözüm olabilir. Bu durumda kısa vadede liposakşın estetik amacından önce, temel hak ve özgürlükler için elzemdir. Şimdilik buna götüm yemediğinden başka yöntemler arıyorum, ciddi ciddi düşünüyorum. Götümün öbürkü sorunları bitmiş gibi sanki buna geldi sıra. Bilemiyorum, belki de bir şekilde(bu şekilde) bir genişleme politikasıyla dikkat çekmeye çalışmış da olabilir. Bu da bir varolma biçimi...

Bilğim bir şey var ki dünyada hepimize yetecek kadar yer yok. Yeni dünya, huzurla yaşanılacak bir yer değil.


* Şunlar: Basenler, büyümesi-gelişmesi  metafizik güçlerle gerçekleşen; vücudun, bacaklarla belin ortasında yer alan, yanlara doğru bombeleşen kısımları.

5 Haziran 2015 Cuma

ÇİZMEK


Eskiden güzel resim yapardım. Severdim resim yapmayı. Hatta bazıları model olmak için yarışırdı. Elimden gelse herkesi çizebilirdim ayırt etmeden. Bazılarını çizmeyi daha çok... Neden bilmem, fotoğraftan çizmeyi tercih ederdim. Gözlerine uzun süre bakamadığımdan olabilir, insanların gözlerine uzun süre bakamıyorum.  Modelle bir yakınlık kurma amacı da olmayınca hiç fark etmiyor canlısı fotoğrafı. Aslında fark eder ışık gölge aynı değildir canlıda ama bende öyle işte. Bir arkadaşım vardı. Öyle fotoğraf çekmeyi çok sevdiğini pek düşünmediğim bu eski arkadaş, çekici bulduğu her kadına-erkeğe modellik teklif ederdi. Eh! bir Mona Lisa olmayı kim istemezdi? Ben istemezdim. Ne zaman eline o aleti alıp bana tutsa yüzümü kapardım. Aman ne yetenek derdim! Fotoğraf dediğin anlık anlamlar yakalamaktır gözümde, veyahut hatıra kalsın diye çektiririz işte. Çok sanatsal bulmuyorum hazırlanan görüntüyle gerçekleşen fotoğraf eylemini, hele ki artık herkes fotoğrafçı. Ben de severim fotoğraf çekmeyi, biriktirmeyi koy arşive yıllar sonra bak. Hem yeteneğe de gerek  yok.






Resim yapmak ise çok farklı, verdiğin emeğin büyüklüğü farklı bir kere. Bunu 4-5 yıl önce yapmıştım sanıyorum. İnternetten bir fotoğraftan.  Tam hatırlamasam da bir-iki saatimi falan almıştı sanıyorum. Tanımadığım modelleri daha kısa sürede çizebiliyorum ne hikmetse. Bunun kafasında hafif bir yamukluk var. Çizdiğim portrelere bakıp karşılaştırdığımda, ne gariptir ki model ile olan tanışıklığım arttıkça yamuklukların, orantısızlıkların arttığını farkediyorum. Halbuki en çok zaman harcadıklarımdı onlar.

Ne zaman bu hayattan sıkılsam, usansam alırdım elime kara kalem yahut yağlıboyayı başlardım resmetmeye. İyi bir gözlemci ve röntgenci olmanın faydalarını en çok resim yaparken gördüm.Oldukça iyi şeyler çizdiğim de oldu. "Ben yaptım bunu" diye heyecanla gururlanıp bakardım, üretmek gibisi yoktur. Böylece bir-iki saatliğine de olsa uzaklaşırdım sıkıntı veren şeylerden. İşin içine incelticiler ve tiner girdiği vakit, derin bir huzura da ererdim nihayet.




 


O zamanlar resim yapmak hem keyifli hem ciddi bir işti. Şimdilerde böyle saçmalıklar çiziyorum. Detaylara girmeye ne hevesim var ne gücüm. Hangi detay anlatabilir (u)mutsuzluğumu. Hiçbir kalem, hiçbir boya istediğin gibi bir hayat çizemiyor maalesef. Keşke çizse...

Sanıyorum önce ilkel mağara resimlerine(çoğu bundan güzeldir), sonra da cin ali resimlerine kadar gider bu...