10 Mart 2015 Salı

UMUT, ERTELEMEK GİBİ BİR ŞEYLER

"Sözlerimi geri alamam
Yazdığımı yeniden yazamam,
Çaldığımı baştan çalamam,
Bir daha geri dönemem."

...
...

Çözmeye çalıştığım mâzimi düşünesim hiç yok. Şu sıra hiçbir şey yapasım yok. Anladım ki görmek yeterli değil; Gördükçe "Burada da bunu yaptın. Niye yaptın?"  Niyeler...Keşkeler... Kendim için keşkeler, başkaları için bile keşkeler...Neden herşeyi ertelediğimi şimdi iyi bir idrak ediverdim. Bir umuttur devam ettiren insanı...

Dün doğumunun yıldönümüydü N'nin. Küçücük bir şey. Daha 1 yaşındayken, kazara kaynar suyla kolu ve boynu yandı, hayati riski atlattı. İzler zamanla azaldı, sanıyorum tam olarak geçmeyecek. O günden sonra sudan korkmaya başladı. Bir gün ailesi taşınırken sefil olmasın diye,  pasaklı halde bana verdiler. İnsan bi üstünü değiştirir. O kadar sevimli bir çocuk ki, pasaklılığına rağmen, gören yakıyor abayı. Ben de "Benim o, benim annesi, " bile diyemiyorum gerine gerine, üstü başına bakınca. Annelerin çocuk temizliği konusundaki hassasiyetini de o gün anlamıştım. İkibuçuk  yaşındaydı. Konuşmayı zor söktü. Bir başladı artık susmuyor. Anlamlı anlamsız konuşuyor da herkesten daha anlamlı geliyor söyledikleri. Dün doğumgünüydü. Gitmedim. O saçma annesi ve teyzesini görmeye katlanamazdım. Dersim var dedim. 3'e girdi sanırım. Hangi manyak bir çocuğu ağlatana kadar öper, ısırır, arada tokat atar: Teyzesi. Hangi manyak çocuğunu bu evde ilgisizce büyütür: Annesi. Her gittiğimde sosyal hizmetleri arayıp "Çocuk istismarı var burda!" diye haykırasım geliyor. "Sanane" diyorlar. Bana ne tabi. Banane! Tekrar tekrar ürettiğiniz şiddetten banane!

Onun yerine kütüphaneye gittim, yeni sorgu ekranları gelmiş, fiş falan veriyor. Psikolojik bir kitaba rastladım amaçsızca dolanırken raflarda:"Atılganlık". İçindeki saçma salak testi doldurdum. Sonunda "Puanları toplayıp ben buyum diyin diye yapmadık bunu. Bakın bakalım hangi sorulara ne cevap vermişsiniz" dedi. Yan masada koyu bir muhabbet, duyacakları şekilde "Yan masaya üç çay!" desem , bu  figüranlar, bir tanesi hariç anlarlar mıydı saçmalıklarını? "Salakların ambalajı güzeldir" genellememe uymayan bu maltofon: "-Ben böyle sessiz kişilerle yapamam" diyor, onları sessizliğe çağıran, ona göre daha hoş görünümlü çocuk için. Ne yapacaksa o çocukla?... Duvarlar üstüme gelmeye başladı. En son Atatürk köşesine bakar halde baygınlık geçirecekken "Kalk haydi" dedim. Duramadım çıktım. Herşeyi yapabilecek  ama yapamayacak gibi olur ya...Öyle bir şey...

Yaz için, haritada seçtiğim bir şehir için, tren bileti alıp bir haftayı yollarda geçirecektim. Köylere de uğrayıp azıcık veri toplayacaktım. "Köylere gidin, bilmediğiniz yerlere, siz sosyolog olacaksınız" diyordu akademik kadronun tekmili birden ya,  antik kentlerden, tarihi mekanlardan fırsat bulunca gidecektim elbet...Hele bir şu ertelediğim sinemaya gideyim, izlemeyi istediğim iki filmden birini izleyeyim. Gittim, iki film de gelmemiş... Antikacıya uğrayıp bir iki eski şey aldım...

"Akıyorsa gözyaşım kurumasın,
 Coşup seven gönlümse durmasın,
 Dost bildik anılarım çağırmasın,
 Bir daha geri dönemem"....

...

"Sömestra girdiğim gün kaymaya gideceğim, yeaaah!" demiştim. Gittim ameliyat oldum. Halbuki iki saat yeterdi. Ertelemek işte... Bazen gider, izleme yerinden pisttekileri izlerdim. Her gidişimde görevli bana bakardı, elindeki plan cetvelinde yer ayarlayarak... " İki çay! biri açık, çok açık" diyip yanımdakinin yanına dönerdim. Başka içecek yoktu sanırım.

Bir gün B ve C ile beraber bir şeyler yapacaktık. Bizim manyak B'nin kızları. Öyle muhteşem çocuklar ki, 11-12 yaşlarındaydılar o zaman. Manyak bir anne ve psikopat bir üvey anneden böyle çocuklar çıksın hayret!  Görenler "Senin kızların olsa yeridir" derlerdi. O derece zeki, çevik ve ahlaklı kızlar. Fazla usturuplu, beni sinirden bunaltabilecek kadar usturupluydular. O gün ne isterlerse yapacaktım, birinin doğumgünüydü çünkü. Hiçbir şey istemediler.

"-Ne yapmak istersiniz?"
"-Farketmez!"
"-Nereye gidelim?
"-Farketmez"
"-Ne yemek istersiniz?
"-Farketmez"
....
....

Üstüne bir de "Çok para harcamamıza gerek yok eve gidip yeriz" demez mi. Kendi cebinden çıkıyor sanki haspamın. Bu çocuklara ne yaptılar böyle? Hangi totaliter rejimden çıktılar anlamadım ki. Bildiğin "84" filminden fırlamış standart insan motifi. Sinemaya baktık  güzel film olmayınca, B yine 60'lık kocakarılar gibi "ıkıntı abla boşver eve gidelim" dedi. Olmaz! bu çocukları eğlendirmeden eve gidersem azıma sıçsınlardı, ama nasıl eğlendirecektim? Gülmeyen yüzleri hala standart bir haldeydi. içgüdülerimin sesini dinleyerek hemen buz pistini aramaya koyuldum, AVM'  lerde kayboluyordum ben. Öncesinde gittiğim yerleri hiç gitmemişcesine defalarca sorardım.

Bulduk. "Ikıntı abla ben girmicem" dedi B. C'ye her yol Roma, B'ye göre daha atılgandı, ben b'yi ikna etmeye çalışırken patenlerini bile giymişti O. Ben B'nin ayaklarını çekiştiriyorum giydirmek için. "-O zaman sen de gireceksin" dedi bana. "Tamam sen gir hele bi" diyip yalan(turuncu yalan) söyledim. Giremezdim ki, sebebini bu körpe beyine anlatamazdım da. Anlatıp kendimi haklı çıkaramazdım. O girmeliydi, benim gibi kontrol kumkuması bir ıkınma canavarı olmamalıydı. Yeni gelinler gibi kırıta kırıta piste girdiğinde, C bilmem kaçıncı kez düşmüştü bile. "-Hadi sen de gel" dedi. Gelmeyeceğimi söyledim, hem çıkamazdı artık, hoşuna gitmişti de belli etmek istemiyordu. O sıra, kocaman memeleri atletinden görünen toplu bir kadın gördüm pistte. Köleleri tarafından taşınan Ana Tanrıça Heykeli gibi sabit ilerliyordu patenlerin üstünde. Bazıları düşüyordu. Gözümün içine bakan bu sevimli kızların önünde böyle düşemezdim ben. Hele B ağzımın içene bakıyordu.(Bazen annesi hafif kıskanarak "-B seni çok seviyor" derdi). Yalnız olsam belki. Koca pistte başka kimse olmasa yapardım.

Pistte,14-15 yaşlarında  apaçi görünümlü iki genç, düşene kalkana yardım ediyorlardı. Özellikle bizim kızlara ayrı bir ehemmiyet arzediyorlardı. Atletik hoş çocuklardı. İnsan ister istemez  bu çocukların zorlanmadan pistte süzülüşüne kaptırıverirdi kendini. O sırada sarsıldım. Dayandığım bariyere kafa üstü çakan şişman çocuk davincinin altın oranlı tablolarından hallice bu görüntüyü yok ediverdi birden. Beş şiddetinde deprem etkisi yarattı. Sanıyorum diğer iki çocuğun, sahayı  traşlayan hızlı ve sert ataklarını denemek istemişti de kocaman bünyesinin freni tutmayarak bariyerlere çarpıvermişti. Artık sahanın kahramanı oydu. Kafa üstü çakılacak kadar korkusuz, şişman bir cengaver, on tane iyi kayan justin bibere yeğdir. Tombiş yanakları al al oldu yavrucumun. Gerçi o da yaptığının ve potansiyelinin farkında olacaktı ki gülüyordu.

Bizim kızlar kahkahalarla, düşe-kalka kaymaya çalışıyorlardı.

Oradan çıktığımızda, girerken beni maymuna çeviren, üstü başı ıslanmış, dirsekleri yara bere içindeki B:
"-ıkıntı abla, anneme tekrar gelişimizde, tekrar gelir miyiz? Hem o zamana kadar C'yle ben harçlıklarımızı biriktiririz" dedi. :)
Geliriz tabi, niye gelmeyelim. Hem ben o güne kadar öğrenip onlara da öğretirdim.

 Acıkmıştık, pizza yemeyi seçtim onlar adına farketmiyordu çünkü. Onlar iştahla yerken istemsizce yan masayı dikizlemeye koyuldum. Gözlüklü bir adam ve 3-4 yaşlarında minik bir kız vardı...Bıcır bıcır soruyor da duruyor: "-Baba....?", "-Baba........?"...Babası da sabırla sevecen bir halde yanıtlıyordu. Dahası pizzasını ayrana batırıp yumuşatarak eliyle yediriyor kıza. Diş değişimi yaşıyor olmalı. Bebeğini emziren bir anneden sonra görebileceğim en güzel görüntüydü. B'nin sesiyle kendime gelip pizzamı yemeye koyuldum"-Ikıntı abla noldu?" "-Hiç"

O gün "Farketmez" ler arasında, dondurma yedik, kitap aldık. Tepenin ardında gördüğümüz, bulutlara karışan uçurtmayı, ertesi gün yapmak üzere malzeme aramaya koyulduk. Ayaklarımız şişmiş vaziyette eve geldik. Heyecanla annelerine yaşadıklarını anlatmaya koyuldular. Yorgunluklarına rağmen mutlu görünüyorlardı. Ben de mutluydum, bir köşeye sinen huzursuzluğumu susturacak kadar mutlu.

Finaller bitince oraya tekrar gidecek, çocukluğumdan beri içimde uhde kalan şeyi ilk kez yapacaktım. Rüyalarımdaki gibi ikili aksıllar, üçlü toluplar atacaktım. Gittim ameliyat oldum...


"Hiç bi kere hayat bayram olmadı ya da
Her nefes alışımız bayramdı.
Bir umuttu yaşatan insanı.
Aldım elime sazımı.

Yine aşınca çayın suyu boyunu
Belki yeniden karşıma çıkacaksın.

Göz göze durup bakınca
Göreceğiz,
Neyiz ve nerelerdeyiz,
Bilemiyoruz
Şimdi..."

...

 




1 yorum:

  1. Kocaman bir nefes aldım bitince.
    Umursamaz gibi davranan şefkatle karışık tebessümle yoğrulmuş endişe ve hayata sitem iç içe girmiş, sonunda da mmmmmm...dedirten bir güzel müzikle hepsi pekişmiş.
    Peki
    Sevdim bunu
    Ellerine sağlık...

    YanıtlaSil