15 Mart 2015 Pazar

ANLAŞAMAYAN 46'LIKLARIN DÜNYASI

Nasıl soğuk bir ay bu. Geçse de bitse!Yorgun, bezgin, bitkin, kırgın halde eve geldiğimde karşı dairenin kapısında çiçekler açmıştı. Çiçek dediğim de, iki parça tül üstünde bebek arabası simgesi ve "HOŞGELDİN BEBEĞİM" yazısı. Isınıverdim, öylece kaldım kapıda.

Hiç tanımadığım bu çift, binanın en mükemmel sakinleriydi. Hele bizim evdeki ve diğer evlerdeki çingenelerin yanında, kraliyet ailesine mensupların ulaşamayacağı bir asillik vardı hal ve tavırlarında. Bizim aksimize (ben de klas bir insan sayılırım, ablamın çingenliğine geliyor o çingenler eve) gelenleri gidenleri de pek sakin ve kendi halinde insanlar. Gerçekten de çok tatlı bir çift, varlıkları yoklukları belli değil. Konuştuğum onca yakınımla anlaşamamıştım da bu çiftle her şeyi karara bağlayıp  "Sessiz olalım, kimseyi rahatsız etmeyelim;  merhaba, naber, nasılsınlardan uzak duralım" deyip köşelerimize çekilmiştik adeta.

Kapım çalındı, hayırlar olsun, kimdir gündüz vakti (Bizim çingenler akşam gelirler hep). Açtım, elindeki kafası kadar olan telefonundan gözlerini ayırmayan, uzun boylu zayıf bir kadın bir şeyler söylüyor. Meğer sabahları sus sesi duyuyormuş onun nedenini arıyor. Algıda seçicilik derler ya, çıkardığım gazların sesinden mi bahsediyor acep diye düşündüm. Elindeki telefondan kafasını ayırsa doğru dürüst anlatsa, hatta önce bir özür dilese sorun yok aslında. Böyle olmadı tabi. "-Her sabah bu sesi dinlemek zorunda mıyım? 1 saat susmuyor....arıza varsa verip parasını yaptıralım!" dedi. Gittim banyonun musluğunu açtım ses yok. "-Diğerlerini de açın!"... Gittim açtım. Ses yok, bir şey yok. Hala telefonunu kurcalıyor, yüzüme bakmadan şikayet edip duruyor. Sinirlendim. "-Derdiniz ne sizin?" diye sordum. Yine aynı saçma tavırlar...Cool görünmeye çalışan adamlar, kadınlar bile bu kadar saçma-yanlış iletişim kurmaz. Söylenerek asansöre binerken "-Siz bana böyle emirvaki yapamazsınız!" diye bağırdım arkasından. Ne yapsa beğenirsiniz? kafasını asansörden çıkarıp"-Yaparım ben!" dedi. Altı numaraydı bu.

Sonra üst komşunun tepemize ıslak halı asması, pişkin pişkin cevap vermesi. Bu da, havlusu balkonumuza düştüğünde, nerden geldiğini bilmediğim için, günlerce balkonda görülecek bir yerde himaye edip, öğrenince kapısına kadar götürdüğümüz onüç numara. Yan binadaki çatlak kızın otobüste yanıma gelip, açık bıraktığım site kapısı için "O kapıyı bi daha kapat tımaaamıı! diye bağırması...Numarasını bilmediğim paçoz...

Bu paçozu çekiştirirken konuşmuştuk yirmidört numarayla, aynı sabah beni kenara çekip "-Tişörtünüzün üstünde etiketi kalmış." dedi. Önce pek ihtimal veremedim ama kalmış sahiden de, beden numarasının etiketi oluşuna mı daralayım, yıkamayı unutup giydiğim tişörtteki başkalarına ait mikropların vücudumla temasına mı? Hayatımda ilk kez başıma gelmişti. Gerçi bir sabah, pijamalarla duşa girmiş ıslandıktan sonra farketmiştim, başka bir sabah turuncu pofuduk ev terliklerimle elimde bavul olduğu halde ana caddeye kadar çıkmıştım. Diğer bir seferinde lisede eteğime regl kanı bulaşmıştı. Daha bir sürü şey.. Ve bu hepsinden beterdi. Ne zaman bu kadını görsem aramızda bir anlaşma varmış gibi sessiz kalırız ikimiz de. Onu gördüğümde kötü hissederim, otobüste yanı boş olsa bile gider ayakta beklerim. O yanıma otursa görmezlikten gelirim. Yolda görsem binaya girmesini bekler sonra girerim. Kötü biri değildi, en az karşıdakiler kadar tatlı bir çiftti eşiyle. Böyledir kötü hatıralar, çok iyi insanları dahi uzaklaştırır birbirinden. Bu yüzden seversin ama çekip gidersin, her baktığında kendi acizliğini, eksikliğini hatırlatan anılardan gidersin. İyi insanlar her şeye rağmen bir arada kalamayacak kadar iyidirler. Bu yüzden, örgütlenip güç sahibi olabilenlerde hep bir pislik vardır. Olumsuz bir benlik algısı da çok sorun değildir onlar için.

Üstümüze taşınan dokuz numaranın balkondaki F'yi  baştan aşağı yıkaması. Üstüne üstlük kibarca "-Biz yeni taşındık, böyle tanışmak istemezdim" demesi.

Ve bir gün kapıma elli yaşlarında sarışın bir kadın geldi. Özür dileyerek başladığı uzunca konuşmasından anladığım: Ona gelen resmi belgeler açılıyor, bazen bizim posta kutusuna koyuluyordu. Resmi makamlara iletmiş ama kargocular işte!"-Yanlış anlamayın, ben böyle geldi... ama[...]" resmi evraklarının açılıp öteye beriye atılmasından bahsediyor. Ayıp, diyor önemli şeyler bunlar... "Biz böyleyiz, alışın bunlara" demek istiyorum, diyemiyorum. Gülümseyip, yarım yamalak türkçesiyle anlatmaya çalıştığı derdini anladığımı ima ediyorum. Sahiden de anlamıştım, bu güne kadar türkçe konuşan ama aynı zamanda konuşamayan insanlardan daha rahat anlaştık. Bu Türkiye'de yetişmiş bir Türk insanı olabilir mi? Değilmiş zaten, Romanya'lıymış. Gerçi Romenlerde az paçoz değildir ama bana iyisi denk geldi demek. "-Sizi bazen görüyor ben, iyi birisiniz...Siz Turk?" diyip elindeki Türk kahvesini veriyor bana. Bir Türk olarak içeri çağırma nezaketi göstermedim tabi ki. Milletimin öküzlüğüne, denyoluğuna halel getirmem ben. Onbeş numarayı da böyle uğurladık.

O pembiş tüllü yazıyı gördüğümde içim kıpır kıpır oldu. Eve girdim, bir kağıda "Tebrikler :)"  yazıp hiç tanımadığım bu insanların duvarlarındaki sepete koydum... Sekiz numaradaki bebeğe, zorlanmadan yaşayacağı bir hayat diliyor ıkıntı... Hoşgeldin bebek, bu kirli paslı dünyaya, insanların aynı dili konuşup anlaşamadığı bu götü boklu gezegene hoşgeldin...



4 yorum:

  1. hahahaah Ya nasıl bir bina orası :D
    O bebeği zorlu br hayat bekliyor. :D arada akıl vermek lazım bebişe

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hacı hacıyı mekkede deli deliyi dakkada...O biçim bir bina işte.

      Hatta hiç unutmam ilk üniversitemin ikinci yılında arkadaşım olacak kişiye borç kabilinden aldığım parayı vermeye çalışıyorum. 5 liraydı, o zamanda çok değerli sayılmayan bu parayı almak istemedi. Ben keçi, o keçi. Baktı benim inadımla başedemiyor "-Ikıntı! 5 lira için vermem sana! yatmam senle!" diye bağırdı kampüsün ortasında, ben can havliyle bulduğum ağacın arkasına attım kendimi de minyatür süs ağaçlarında ne kadar saklanabilirsen artık... İpini koparan beni bulur anlayacağın. severim delileri de arada normal insan çekiyor insanın canı. Ahir ömrümde normal bir insanla yüz göz olmadan göçüp gitmekten korkuyorum :)

      Sil
    2. haahah bu hikaye harika yaa. O arkadaştan bende istiyorum :D

      Sil
  2. Aynı bölümdenmişiz. Yazdıklarınızı takipteyim ben de bloguma beklerim

    http://kanvekuller.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil