29 Mart 2015 Pazar

TEORİ VE PRATİK


Teorik yanımın pratik yanıma ağır bastığını söyler dururum. Beni dinleyenler, o dakika bir devrim yapacağımı ya da bir ihtilale çanak tutacağımı sanırlar. Tuvalette sıçarken bile utandığımı  bilmeden korkuyla karışık bakarlar öyle. Anlatırkenki soğukkanlılığım, sanki söylediklerim için bir tek eyleme geçmek kalmış hissiyatı uyandırır. Toplumsal yapıları değiştiririm, tabuları-kuralları yıkarım, hatta evrensel tüm kurumlara karşı savaş açarım. "Ama aile olmadan olmaz ki" derlerse de "Olur niye olmasın yeri geliyor yağsız tuzsuz yemek yiyoruz" derim. Siyaset, İktisat ver köküne kibrit suyu. Hele devlete geldiğimde,  sanki ağız birliği edercesine hepsinin savunması  "Sen sokağa çıktın, biri sana tecavüz edecek, kim koruyacak seni?" oluyor. Pek muhterem insan, niye öldürmek değil de bu, hırsızlık değil de bu, aklın nerende senin? Kaldı ki koruyor mu sanki?

İşte böyle bir insanın tuvalete girdiği anda işini bitirene kadar sifonu açması, ezile büzüle dışkılaması ne garip.

Şöyle bir baktığımızda, bu kadının namazında niyazında olduğunu, elinden tesbih düşmeyeceğini sanırsınız. Kim bu kadının ahlakından şüphe edebilir ilk bakışta? İşte bu mazbut kadın hastanenin ortasına sıçıyor. Pardon, biraz duvar tarafıymış. Ben bile yani... Ben bile "Yuh artık!" diyorum. Markette, kumsalda neyse de hastanede ya! Ayıp yahu!



 
şişli etfal


İşte bunları gördüğümde isyan ediyorum..."Ben neden böyleyim?" diyorum. Bu kadının hiçbir ıkınma sorunu yoktur. Allahın cezası kadın götüyle mutlu mesut yaşıyordur.

"Ulan gerizekalı" diyorum kendime, herşeyin karşısına geçtin anladık da, tek fonksiyonu vücundundaki pislikleri çıkarmak olan şeyden ne istedin? Onun suçu ne?




23 Mart 2015 Pazartesi

OLAĞAN DELİLER

"[...] başarılı bir cerrahla seri katil arasındaki çizginin aslında nasıl da ipince olduğunu gözlerimizin önüne seriyor."

Diyordu kitabın tanıtım yazısında...

Şizofreni ile ilgili kaynak taraması yaparken rastladım bu kitaba:"Olağan Psikopatlar". 
Parlak, janjanlı başlıklar yerine daha bilimsel-kuramsal içeriğe yönelik kendi halinde başlıkları yeğ tutardım.Yine de"Olağan Şüpheliler" gibi bir filmi çağrıştıran bu isim bir bakıp çıkmayı hakediyordu.

Kevin Dutton, psikopatların  kendini beğenmişlik, ikna yeteneği, yüzeysel bir karizma, acımasızlık, pişmanlık duymamak ve diğer insanları manipüle etme eğilimi gibi niteliklere sahip olduklarını söylüyordu. Bu özellikler bazı psikopatları seri katil yapıyor, bazı psikopatlarıysa Wall Street'in zirvesine taşıyormuş. Ayrıca psikopat çıkaran meslekler sıralamasında cerrahlık 5. sırada imiş!

Bu özellikler bazılarını özellikle Proktolog-Cerrah yapabilir. Bir cerrah neden bok çıkan bir bölgede uzmanlaşır ki? Şayet ailesinde basurdan ölen biri yoksa ki bundan kimsenin ölmeyeceğini önceki yazılarımda söylemiştim... Yaklaşık iki buçuk ay önce ameliyat olduğum proktolog olan doktorum için ne demiştim? "Deli ile dahi arasında bakan gözlerle..." sanırım. Ürperdim.

Kendini beğenmişlik: +
İkna yeteneği: ++
Yüzeysel karizma:(tipinin normalliğine rağmen) +
Göz kontağı kurma kabiliyeti:(hem de küstahlığa varacak şekilde)++ 
Odaklılık:+

Acımasızlık: -
Diğer insanlarıı manipüle etme eğilimi: Bilmiyorum
Pişmanlık duymamak: Bilmiyorum

Beşe üç desek... 
Lanet olsun hala dikenli tel sıçıyorum!
Doktor eğer psikopatsan... eğer bir psikopatsan... Selam eder, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim.Offf ! Ne yapabilirim ki? Eğer psikopatsa masadan canlı kalktığıma sevinmekten başka ne yapabilirim? Bir iki hafta içinde reglimin düzene girmesini ummaktan başka...?

“Ben ameliyat ettiğim kişilere karşı en ufak bir acıma hissi duymam. Böyle bir lüksü yaşama şansımın olmadığını düşünürüm. Her ameliyata girdiğimde soğuk, kalpsiz bir makine olarak yeniden doğarım. Neşter, matkap ve testere ile bütünleşirim. Hastanın beynini keserken, ölümü kandırdığımı düşünürüm. Duygusallık bir entropidir, mesleğe ihanettir. Yıllardır mesleki yaşamımda duygusallığı en derinlere gömdüm ve oradan çıkmasına izin vermiyorum”

Diyor başka bir cerrah ve içime bir nebze su serpiliyor. İşte bunu yapabiliyorum. Kendimi kurup sonra bozmak. Belki de herşey olasıdır...Ben bir paranoyak olabilirim, O bir psikopat, RTE de Narsistik Kişilik Bozukluğu...

15 Mart 2015 Pazar

ANLAŞAMAYAN 46'LIKLARIN DÜNYASI

Nasıl soğuk bir ay bu. Geçse de bitse!Yorgun, bezgin, bitkin, kırgın halde eve geldiğimde karşı dairenin kapısında çiçekler açmıştı. Çiçek dediğim de, iki parça tül üstünde bebek arabası simgesi ve "HOŞGELDİN BEBEĞİM" yazısı. Isınıverdim, öylece kaldım kapıda.

Hiç tanımadığım bu çift, binanın en mükemmel sakinleriydi. Hele bizim evdeki ve diğer evlerdeki çingenelerin yanında, kraliyet ailesine mensupların ulaşamayacağı bir asillik vardı hal ve tavırlarında. Bizim aksimize (ben de klas bir insan sayılırım, ablamın çingenliğine geliyor o çingenler eve) gelenleri gidenleri de pek sakin ve kendi halinde insanlar. Gerçekten de çok tatlı bir çift, varlıkları yoklukları belli değil. Konuştuğum onca yakınımla anlaşamamıştım da bu çiftle her şeyi karara bağlayıp  "Sessiz olalım, kimseyi rahatsız etmeyelim;  merhaba, naber, nasılsınlardan uzak duralım" deyip köşelerimize çekilmiştik adeta.

Kapım çalındı, hayırlar olsun, kimdir gündüz vakti (Bizim çingenler akşam gelirler hep). Açtım, elindeki kafası kadar olan telefonundan gözlerini ayırmayan, uzun boylu zayıf bir kadın bir şeyler söylüyor. Meğer sabahları sus sesi duyuyormuş onun nedenini arıyor. Algıda seçicilik derler ya, çıkardığım gazların sesinden mi bahsediyor acep diye düşündüm. Elindeki telefondan kafasını ayırsa doğru dürüst anlatsa, hatta önce bir özür dilese sorun yok aslında. Böyle olmadı tabi. "-Her sabah bu sesi dinlemek zorunda mıyım? 1 saat susmuyor....arıza varsa verip parasını yaptıralım!" dedi. Gittim banyonun musluğunu açtım ses yok. "-Diğerlerini de açın!"... Gittim açtım. Ses yok, bir şey yok. Hala telefonunu kurcalıyor, yüzüme bakmadan şikayet edip duruyor. Sinirlendim. "-Derdiniz ne sizin?" diye sordum. Yine aynı saçma tavırlar...Cool görünmeye çalışan adamlar, kadınlar bile bu kadar saçma-yanlış iletişim kurmaz. Söylenerek asansöre binerken "-Siz bana böyle emirvaki yapamazsınız!" diye bağırdım arkasından. Ne yapsa beğenirsiniz? kafasını asansörden çıkarıp"-Yaparım ben!" dedi. Altı numaraydı bu.

Sonra üst komşunun tepemize ıslak halı asması, pişkin pişkin cevap vermesi. Bu da, havlusu balkonumuza düştüğünde, nerden geldiğini bilmediğim için, günlerce balkonda görülecek bir yerde himaye edip, öğrenince kapısına kadar götürdüğümüz onüç numara. Yan binadaki çatlak kızın otobüste yanıma gelip, açık bıraktığım site kapısı için "O kapıyı bi daha kapat tımaaamıı! diye bağırması...Numarasını bilmediğim paçoz...

Bu paçozu çekiştirirken konuşmuştuk yirmidört numarayla, aynı sabah beni kenara çekip "-Tişörtünüzün üstünde etiketi kalmış." dedi. Önce pek ihtimal veremedim ama kalmış sahiden de, beden numarasının etiketi oluşuna mı daralayım, yıkamayı unutup giydiğim tişörtteki başkalarına ait mikropların vücudumla temasına mı? Hayatımda ilk kez başıma gelmişti. Gerçi bir sabah, pijamalarla duşa girmiş ıslandıktan sonra farketmiştim, başka bir sabah turuncu pofuduk ev terliklerimle elimde bavul olduğu halde ana caddeye kadar çıkmıştım. Diğer bir seferinde lisede eteğime regl kanı bulaşmıştı. Daha bir sürü şey.. Ve bu hepsinden beterdi. Ne zaman bu kadını görsem aramızda bir anlaşma varmış gibi sessiz kalırız ikimiz de. Onu gördüğümde kötü hissederim, otobüste yanı boş olsa bile gider ayakta beklerim. O yanıma otursa görmezlikten gelirim. Yolda görsem binaya girmesini bekler sonra girerim. Kötü biri değildi, en az karşıdakiler kadar tatlı bir çiftti eşiyle. Böyledir kötü hatıralar, çok iyi insanları dahi uzaklaştırır birbirinden. Bu yüzden seversin ama çekip gidersin, her baktığında kendi acizliğini, eksikliğini hatırlatan anılardan gidersin. İyi insanlar her şeye rağmen bir arada kalamayacak kadar iyidirler. Bu yüzden, örgütlenip güç sahibi olabilenlerde hep bir pislik vardır. Olumsuz bir benlik algısı da çok sorun değildir onlar için.

Üstümüze taşınan dokuz numaranın balkondaki F'yi  baştan aşağı yıkaması. Üstüne üstlük kibarca "-Biz yeni taşındık, böyle tanışmak istemezdim" demesi.

Ve bir gün kapıma elli yaşlarında sarışın bir kadın geldi. Özür dileyerek başladığı uzunca konuşmasından anladığım: Ona gelen resmi belgeler açılıyor, bazen bizim posta kutusuna koyuluyordu. Resmi makamlara iletmiş ama kargocular işte!"-Yanlış anlamayın, ben böyle geldi... ama[...]" resmi evraklarının açılıp öteye beriye atılmasından bahsediyor. Ayıp, diyor önemli şeyler bunlar... "Biz böyleyiz, alışın bunlara" demek istiyorum, diyemiyorum. Gülümseyip, yarım yamalak türkçesiyle anlatmaya çalıştığı derdini anladığımı ima ediyorum. Sahiden de anlamıştım, bu güne kadar türkçe konuşan ama aynı zamanda konuşamayan insanlardan daha rahat anlaştık. Bu Türkiye'de yetişmiş bir Türk insanı olabilir mi? Değilmiş zaten, Romanya'lıymış. Gerçi Romenlerde az paçoz değildir ama bana iyisi denk geldi demek. "-Sizi bazen görüyor ben, iyi birisiniz...Siz Turk?" diyip elindeki Türk kahvesini veriyor bana. Bir Türk olarak içeri çağırma nezaketi göstermedim tabi ki. Milletimin öküzlüğüne, denyoluğuna halel getirmem ben. Onbeş numarayı da böyle uğurladık.

O pembiş tüllü yazıyı gördüğümde içim kıpır kıpır oldu. Eve girdim, bir kağıda "Tebrikler :)"  yazıp hiç tanımadığım bu insanların duvarlarındaki sepete koydum... Sekiz numaradaki bebeğe, zorlanmadan yaşayacağı bir hayat diliyor ıkıntı... Hoşgeldin bebek, bu kirli paslı dünyaya, insanların aynı dili konuşup anlaşamadığı bu götü boklu gezegene hoşgeldin...



10 Mart 2015 Salı

UMUT, ERTELEMEK GİBİ BİR ŞEYLER

"Sözlerimi geri alamam
Yazdığımı yeniden yazamam,
Çaldığımı baştan çalamam,
Bir daha geri dönemem."

...
...

Çözmeye çalıştığım mâzimi düşünesim hiç yok. Şu sıra hiçbir şey yapasım yok. Anladım ki görmek yeterli değil; Gördükçe "Burada da bunu yaptın. Niye yaptın?"  Niyeler...Keşkeler... Kendim için keşkeler, başkaları için bile keşkeler...Neden herşeyi ertelediğimi şimdi iyi bir idrak ediverdim. Bir umuttur devam ettiren insanı...

Dün doğumunun yıldönümüydü N'nin. Küçücük bir şey. Daha 1 yaşındayken, kazara kaynar suyla kolu ve boynu yandı, hayati riski atlattı. İzler zamanla azaldı, sanıyorum tam olarak geçmeyecek. O günden sonra sudan korkmaya başladı. Bir gün ailesi taşınırken sefil olmasın diye,  pasaklı halde bana verdiler. İnsan bi üstünü değiştirir. O kadar sevimli bir çocuk ki, pasaklılığına rağmen, gören yakıyor abayı. Ben de "Benim o, benim annesi, " bile diyemiyorum gerine gerine, üstü başına bakınca. Annelerin çocuk temizliği konusundaki hassasiyetini de o gün anlamıştım. İkibuçuk  yaşındaydı. Konuşmayı zor söktü. Bir başladı artık susmuyor. Anlamlı anlamsız konuşuyor da herkesten daha anlamlı geliyor söyledikleri. Dün doğumgünüydü. Gitmedim. O saçma annesi ve teyzesini görmeye katlanamazdım. Dersim var dedim. 3'e girdi sanırım. Hangi manyak bir çocuğu ağlatana kadar öper, ısırır, arada tokat atar: Teyzesi. Hangi manyak çocuğunu bu evde ilgisizce büyütür: Annesi. Her gittiğimde sosyal hizmetleri arayıp "Çocuk istismarı var burda!" diye haykırasım geliyor. "Sanane" diyorlar. Bana ne tabi. Banane! Tekrar tekrar ürettiğiniz şiddetten banane!

Onun yerine kütüphaneye gittim, yeni sorgu ekranları gelmiş, fiş falan veriyor. Psikolojik bir kitaba rastladım amaçsızca dolanırken raflarda:"Atılganlık". İçindeki saçma salak testi doldurdum. Sonunda "Puanları toplayıp ben buyum diyin diye yapmadık bunu. Bakın bakalım hangi sorulara ne cevap vermişsiniz" dedi. Yan masada koyu bir muhabbet, duyacakları şekilde "Yan masaya üç çay!" desem , bu  figüranlar, bir tanesi hariç anlarlar mıydı saçmalıklarını? "Salakların ambalajı güzeldir" genellememe uymayan bu maltofon: "-Ben böyle sessiz kişilerle yapamam" diyor, onları sessizliğe çağıran, ona göre daha hoş görünümlü çocuk için. Ne yapacaksa o çocukla?... Duvarlar üstüme gelmeye başladı. En son Atatürk köşesine bakar halde baygınlık geçirecekken "Kalk haydi" dedim. Duramadım çıktım. Herşeyi yapabilecek  ama yapamayacak gibi olur ya...Öyle bir şey...

Yaz için, haritada seçtiğim bir şehir için, tren bileti alıp bir haftayı yollarda geçirecektim. Köylere de uğrayıp azıcık veri toplayacaktım. "Köylere gidin, bilmediğiniz yerlere, siz sosyolog olacaksınız" diyordu akademik kadronun tekmili birden ya,  antik kentlerden, tarihi mekanlardan fırsat bulunca gidecektim elbet...Hele bir şu ertelediğim sinemaya gideyim, izlemeyi istediğim iki filmden birini izleyeyim. Gittim, iki film de gelmemiş... Antikacıya uğrayıp bir iki eski şey aldım...

"Akıyorsa gözyaşım kurumasın,
 Coşup seven gönlümse durmasın,
 Dost bildik anılarım çağırmasın,
 Bir daha geri dönemem"....

...

"Sömestra girdiğim gün kaymaya gideceğim, yeaaah!" demiştim. Gittim ameliyat oldum. Halbuki iki saat yeterdi. Ertelemek işte... Bazen gider, izleme yerinden pisttekileri izlerdim. Her gidişimde görevli bana bakardı, elindeki plan cetvelinde yer ayarlayarak... " İki çay! biri açık, çok açık" diyip yanımdakinin yanına dönerdim. Başka içecek yoktu sanırım.

Bir gün B ve C ile beraber bir şeyler yapacaktık. Bizim manyak B'nin kızları. Öyle muhteşem çocuklar ki, 11-12 yaşlarındaydılar o zaman. Manyak bir anne ve psikopat bir üvey anneden böyle çocuklar çıksın hayret!  Görenler "Senin kızların olsa yeridir" derlerdi. O derece zeki, çevik ve ahlaklı kızlar. Fazla usturuplu, beni sinirden bunaltabilecek kadar usturupluydular. O gün ne isterlerse yapacaktım, birinin doğumgünüydü çünkü. Hiçbir şey istemediler.

"-Ne yapmak istersiniz?"
"-Farketmez!"
"-Nereye gidelim?
"-Farketmez"
"-Ne yemek istersiniz?
"-Farketmez"
....
....

Üstüne bir de "Çok para harcamamıza gerek yok eve gidip yeriz" demez mi. Kendi cebinden çıkıyor sanki haspamın. Bu çocuklara ne yaptılar böyle? Hangi totaliter rejimden çıktılar anlamadım ki. Bildiğin "84" filminden fırlamış standart insan motifi. Sinemaya baktık  güzel film olmayınca, B yine 60'lık kocakarılar gibi "ıkıntı abla boşver eve gidelim" dedi. Olmaz! bu çocukları eğlendirmeden eve gidersem azıma sıçsınlardı, ama nasıl eğlendirecektim? Gülmeyen yüzleri hala standart bir haldeydi. içgüdülerimin sesini dinleyerek hemen buz pistini aramaya koyuldum, AVM'  lerde kayboluyordum ben. Öncesinde gittiğim yerleri hiç gitmemişcesine defalarca sorardım.

Bulduk. "Ikıntı abla ben girmicem" dedi B. C'ye her yol Roma, B'ye göre daha atılgandı, ben b'yi ikna etmeye çalışırken patenlerini bile giymişti O. Ben B'nin ayaklarını çekiştiriyorum giydirmek için. "-O zaman sen de gireceksin" dedi bana. "Tamam sen gir hele bi" diyip yalan(turuncu yalan) söyledim. Giremezdim ki, sebebini bu körpe beyine anlatamazdım da. Anlatıp kendimi haklı çıkaramazdım. O girmeliydi, benim gibi kontrol kumkuması bir ıkınma canavarı olmamalıydı. Yeni gelinler gibi kırıta kırıta piste girdiğinde, C bilmem kaçıncı kez düşmüştü bile. "-Hadi sen de gel" dedi. Gelmeyeceğimi söyledim, hem çıkamazdı artık, hoşuna gitmişti de belli etmek istemiyordu. O sıra, kocaman memeleri atletinden görünen toplu bir kadın gördüm pistte. Köleleri tarafından taşınan Ana Tanrıça Heykeli gibi sabit ilerliyordu patenlerin üstünde. Bazıları düşüyordu. Gözümün içine bakan bu sevimli kızların önünde böyle düşemezdim ben. Hele B ağzımın içene bakıyordu.(Bazen annesi hafif kıskanarak "-B seni çok seviyor" derdi). Yalnız olsam belki. Koca pistte başka kimse olmasa yapardım.

Pistte,14-15 yaşlarında  apaçi görünümlü iki genç, düşene kalkana yardım ediyorlardı. Özellikle bizim kızlara ayrı bir ehemmiyet arzediyorlardı. Atletik hoş çocuklardı. İnsan ister istemez  bu çocukların zorlanmadan pistte süzülüşüne kaptırıverirdi kendini. O sırada sarsıldım. Dayandığım bariyere kafa üstü çakan şişman çocuk davincinin altın oranlı tablolarından hallice bu görüntüyü yok ediverdi birden. Beş şiddetinde deprem etkisi yarattı. Sanıyorum diğer iki çocuğun, sahayı  traşlayan hızlı ve sert ataklarını denemek istemişti de kocaman bünyesinin freni tutmayarak bariyerlere çarpıvermişti. Artık sahanın kahramanı oydu. Kafa üstü çakılacak kadar korkusuz, şişman bir cengaver, on tane iyi kayan justin bibere yeğdir. Tombiş yanakları al al oldu yavrucumun. Gerçi o da yaptığının ve potansiyelinin farkında olacaktı ki gülüyordu.

Bizim kızlar kahkahalarla, düşe-kalka kaymaya çalışıyorlardı.

Oradan çıktığımızda, girerken beni maymuna çeviren, üstü başı ıslanmış, dirsekleri yara bere içindeki B:
"-ıkıntı abla, anneme tekrar gelişimizde, tekrar gelir miyiz? Hem o zamana kadar C'yle ben harçlıklarımızı biriktiririz" dedi. :)
Geliriz tabi, niye gelmeyelim. Hem ben o güne kadar öğrenip onlara da öğretirdim.

 Acıkmıştık, pizza yemeyi seçtim onlar adına farketmiyordu çünkü. Onlar iştahla yerken istemsizce yan masayı dikizlemeye koyuldum. Gözlüklü bir adam ve 3-4 yaşlarında minik bir kız vardı...Bıcır bıcır soruyor da duruyor: "-Baba....?", "-Baba........?"...Babası da sabırla sevecen bir halde yanıtlıyordu. Dahası pizzasını ayrana batırıp yumuşatarak eliyle yediriyor kıza. Diş değişimi yaşıyor olmalı. Bebeğini emziren bir anneden sonra görebileceğim en güzel görüntüydü. B'nin sesiyle kendime gelip pizzamı yemeye koyuldum"-Ikıntı abla noldu?" "-Hiç"

O gün "Farketmez" ler arasında, dondurma yedik, kitap aldık. Tepenin ardında gördüğümüz, bulutlara karışan uçurtmayı, ertesi gün yapmak üzere malzeme aramaya koyulduk. Ayaklarımız şişmiş vaziyette eve geldik. Heyecanla annelerine yaşadıklarını anlatmaya koyuldular. Yorgunluklarına rağmen mutlu görünüyorlardı. Ben de mutluydum, bir köşeye sinen huzursuzluğumu susturacak kadar mutlu.

Finaller bitince oraya tekrar gidecek, çocukluğumdan beri içimde uhde kalan şeyi ilk kez yapacaktım. Rüyalarımdaki gibi ikili aksıllar, üçlü toluplar atacaktım. Gittim ameliyat oldum...


"Hiç bi kere hayat bayram olmadı ya da
Her nefes alışımız bayramdı.
Bir umuttu yaşatan insanı.
Aldım elime sazımı.

Yine aşınca çayın suyu boyunu
Belki yeniden karşıma çıkacaksın.

Göz göze durup bakınca
Göreceğiz,
Neyiz ve nerelerdeyiz,
Bilemiyoruz
Şimdi..."

...

 




8 Mart 2015 Pazar

HIRSUTİZM

"Kadın Olmak"

Kahin üç vakte kadar sana ferah günler görünüyor dediydi.  Meali : tam yara iyileşmesi ancak ikibuçuk-üç ayda gerçekleşecek. İki ay geçti gitti ve ben hala tuvaletle barışamadım.Götümle demeliydim. Ameliyat gününden beri dışkım ideal tipte, karın ağrılarım azaldı fakat acı gün geçtikçe artıyor sanki. İki ayda geçmeyen acı üç ayda mı geçecek? "Bir iyi, bir kötü haber" dedikleri böyle bir şey olsa gerek. Yani hep bir eksiklik... Hayatıma hükmeden o yarımlık yine geldi beni buldu.

"Mükemmel olan şey gelişimi durdurur." Ulaşılacak daha iyisi için; alay, hiciv, eleştri, ne varsa kullanmak caizdir ya. Şimdi yarım götünü hangi eleştiri tekniğiyle geliştireceksin? Yoksa her zamanki gibi hastalıkların insanın gelişimine kattığı artı özelliklerden mi dem vuracaksın? O kapıyla yüzleştiğinde boğuluyor gibi hissetmelerinin dermanını nerede bulacaksın?. Son şansını da kullandın. Halbuki 4 yıl önce o adamı dinleseydin bu kadar zorlamayıp akışına bıraksaydın...Yarım akıllı yarım bir kadın olmazdın şimdi.

Sene 2011 ya da 2012...
Labaratuar bölümünde beklerken yanıma kocaman bir adam oturmuştu. Şişman ve saçları beyazlamış bir adam. Yanakları kılcal damar genişlemesi nedenli kırmızıya dönük. Burnunun üzerinde yaralar var, ellerinde ve ayaklarında da... Herkese laf yetiştiriyor gülüyor, konuşuyor.
"...-Yoksa ben mefta olmuştum. Moral beni ayakta tutuyor" dedi. İkimiz de karşımızda söylenip duran yaşlı kadına bakıyorduk. Daha önce de görmüştüm onu. O zaman da şikayet ediyordu. Aslında her gün aynaya baktığımda tekrar tekrar bu yaşlı kadını görüyordum. Adamı ise ilk ve son görüşümdü.
"-Ya öyle işte kızım, hiçbir şeyi kafaya takmayacaksın! Dünya yansa bir kalbur samanın yanmayacak, ben neler gördüm geçirdim" diyordu. Söyledikleri işe yaramazdı da bakışı, gülüşü dünyalar kadardı. İçimde güneş açtı, iyi bir şeyler olacakmış gibi bir cıvıltı yankılandı, ona bakıp gülümsedim. Gülmek bana hiç yakışmazdı, az bir şey sırıtırdım o yüzden. O yanıma oturduğundan beri hep gülümsüyordu ve çok hoş görünüyordu böyle... Acaba  O da bu adam gibi şeker hastalığıyla yaşamayı öğrenebilir miydi? Beni bu adam kadar düşünmüş müydü hiç?Benim için sevdiği yemekleri ve hayat tarzını feda eder miydi?

O konuşurken hep burnuna bakıyordum, kocamandı burnu, elleri de kocamandı sanki içine aldığı herşey bir ömür güvende olurdu bu yaralı ellerin.Y aşlı kadın hala söyleniyordu. Hali tavrı da, yaşlı adama "Konuş sen konuş, ne çektiğimi bi ben bilirim" der gibiydi. Tahlil için sıraları gelince gittiler. Ben karın ağrıları ve mide bulanmalarıyla uykulu-uyuşuk halde az daha bekledim.
Şeker normal,
PRL düşüğe yakın normal
GH ,Testesteron yüksek...
...
...

Otobüste yanımda oturan 20lerindeki genç adamın  koluyla kendi kolum arasındaki farkı gördüğüm an "git kıllarına çözüm ara" dediğim andı. Niye kısa kollu giydiysem sanki, saklayacak yer de yok, kollarımın içini çevirip "duaya amin deme pozisyonu" alabildim ancak. İç tarafta hiç bir şey yoktu. Açmışken bir de Ayetel Kürsi okuyup dua etmeye koyuldum. 
"-Tanrım beni bu kıllardan, iki yüzlü bencil kullardan, göt ve sıçma dertlerimden, sivilcelerden selülitlerden, sarkmalardan çatlaklardan,  burnumu boktan çıkarmayan meraklı huyumdan, anksiyetemden amnezilerden kurtar yarabbi!"
Cevap: Ver allah'ım ver!Gene mi sen? 
"-Gelende kabahat!"
Cevat: Dur hele hemen gurur yapma. İki yolu var kurtuluşun. Biri intihar ki hiç tasvip etmem, külliyen yüzümüü göremezsein. Diğeri:Önce o Stirner denen iti kafandan at, sonra nefsini körelt, sabretmeyi öğren, Bu kaynaklara çalış: Gazali, Farabi, Muhyiddin İbn-i Arabi  bir kaç "i"  bitişli ulema daha var.
"-Gazali tamam da Arabi'ye kötü yolda diyorlar. Panteist  ya hani o bakımdan."
 Cevap: Bakma sen onlara, onların ahvatı değil midir iki ciciş görüp... Ecnebiler bile almış incelemiş kendi felsefelerine angaje etmiş, aydınlanmış. Mürekkep yalamışsın okumuşsun sen bunları. teoriden  praxise geç artık.
"-Böyle, Kapitali bile okumamış solcu ergenler gibi konuşunca soğuyorum senden"
Cevap:Yıkıl bre deyyus!

Peki... 
Yepyeni biri olabilirdim, sabreder, şikayet etmezsem, Kocaman Adamın dediği gibi morali de yüksek tutarsam sağlık sorunlarım düzelebilirdi. Düzelmezse de onlarla yaşamayı öğrenebilirdim. Attığım bilmem kaçıncı adım olacaktı, olsun. Bir çatlaklar kalıyor onun için de california bronzluğu veren bacak makyajları çıktı zaten. Hem Stirner'in ne hayrını gördüm ki... 

Biraz zaman geçince... Kolumu balona çeviren hemşire, otobüsün kapısına sıkışmama neden olan otobüs şöförü, bitkilerimi öldürmeye teşebbüs eden annem ve kedileri, ve 10 yıllık arkadaşlığımız boyunca her sıkıntısında yanında olduğum kişinin bazı nedenlerle (görüş ayrılığı başka arkadaşların fitneleri vs) arkadaşlığmızı baltalaması. Anladım ki "Bir avuç güç dünya kadar haktan evladır"

Kıllar evet... Kadın gibi hissedemememin önündeki en büyük engel. Neyseki ilk çağ erkeğine dönüş gerçekleşiyor ve katlanamadığım traşlı erkek sayısı gün be gün azalıyor. 

Bu insan evladıyla yan yana gelsem kadınsı özellikler bakımından 10 tur atardı bana





Halbuki bu insan evladının yanında ben bile. ben bile yani ne diyim..



İyi ki varsın Tarih öncesi insan. Tarih öncesi  dediğim gene Neandertalleri kapsıyor galiba.  :)

 

Bahse girerim Neandertaller daha sağlıklı bir insan türü geliştirebilirdi, eğer Homo Sapiens'e yenik düşüp tarih sahnesinden silinmeseydi.  O "bir avuç güç" ile dünyanın anasını belliyor bu traşlı, takım elbiseli ....!

Kıllar evet....

 Sülalemdeki bütün kötü kodlar bende toplanmış gibi 1.80 boyundaki uzun bacaklı, fingirdek halamdan ala ala kıllılığını aldım; Cillop gibi, 50lerinde bile anca bir kaç kıl görünmeye başlayan annemden, basenlerini, selülitlerini, güdük boyunu; 70'inde bile bacakları taş gibi olan Ananemden cilt kusurları ve benleri; Yeşil-ela arası gözleri olan dayımdan çıkıntılı erkeksi yüz hatları; Sanıyorum babamdan da memeleri aldım.  Tam bir kodlama hatasıyım. Tanrı Adriana Lima'yı yarattıktan sonra ona bakarken üzerimde fazla çalışamamış olabilir. 



Neyse onca kılın azmettiricisini bulduk, Diane35'e başladık.  Eczaneden binbir sıkıntıyla aldığım bu ilacı her içişimde Prenses Diana'yı düşünürdüm. Oral kontraseptif kullanmak yanlış bir şeymiş gibi de her seferinde  "Poli kist over için de aynı şekilde mi kullanılıyor" şeklinde açıklama yapardım eczacılara. Soru değildi, doktor "5. gün başlayıp kutu bitene kadar kullanacaksın" demişti zaten. Eczacılar, sağlık merkezindeki hemşirelere ve doktorlara göre daha aşmıştı aslında. Bir hemşire "Niye kullanıyorsun bunu evli misin?" demişti de neler söylemek isteyip söyleyememiştim. 
Kadınlar korunmasın
Kadınlar hamile kalsın
Kadınlar kürtaj yaptırmasın
Kadınlar o çocukları doğursun ki kocaman bir tüketici kitlesi (pazar diyorlar) ve ucuz işgücü sağlasın size. 

Ona bunları söylemeyecektim. Niye söyleyeyim, götüm yese, az daha bencil olsam ben bile doğururdum. O rüyadaki, o hissi hiç kimseye beslemediğimi düşününce... Hormon preparatı kullanmak annelik duygularımı geliştirmişti maalesef. Ne zaman bir bebek, çocuk görsem duygulanır oldum. Kıllarda çok az gerileme olmuş, akne ve sivilceler baya bir azalmış, İzleri de yanıma kar kalmıştı. 

 Kültür denen zımbırtının bütün coğrafyalarda kadını yarımlaştırdığı bir dünyada koy götüne diyorum da, dönüyor dolaşıyor benimkine giriyor.


 

4 Mart 2015 Çarşamba

CİNSEL KİMLİK


 "Sex and the city "

Geçen gün K'nın civelek arkadaşı B bir hışımla geldi geçti, tuvalete daldı. Bize her gelişi ayrı bir panik nöbetidir, hem bizim için hem onun için. Ortalamanın üzerinde bir telaş hakimse davranışlarına, anlarız ki çişini tutamayacak haldedir. Gene öyle oldu. Tuvaletin kapısını dahi kapatmadan konuşmaya başladı, klozetin üzerindeyken gittim öptüm. Öptüm dediğime bakmayın kafa tokuşturmanın naif halidir bu, o buna biraz içerlese de her daim, iyi böyle."Yarım götüyle bu kız mı açsın kapıyı" diye F'ye çıkışarak yatak odama girdiği günden beri kuruluyum bu kadına. O günkü konumuz: Adam(B'ninki) gene vermemiş, aslında verememiş.

 Filmler, diziler, bloglar, kitaplar, çatır çutur birbirini götüren kahramanlarla dolu. İnanılmaz seksi olan bu kahramanlar en az 15 dakika olmak kaydıyla, ortalama yarım saat, romantik, en yüksek orgazm seviyesinde ilişkiler yaşıyorlar.  Sinema, edebiyat para kazanıyor bundan diyelim, ya kendi halinde bloglar, site yorumları? Yahu ben öyle normal olsam buraya gelir miyim hiç...Allah esirgesin, ne işim olur bu asosyal problemli insanların arasında(edebiyat karalayanlar, bilim, kültür, sanat, siyaset blogları müstesna) diye durup düşünmesi lazım insanın. Gerçek olamayacak kadar yapmacık bu anlatımlar gerçekten de fazla yapmacık. Kurguysa da az edebiyat parçala (ambjörnsen ve palahniuk olmak değil, 3-4 kelimeden fazlasıiyi olur kanımca.) Bu davranışa ya "Sonradan görme teşhircilik" diyorlar ya da... Dilim varmıyor. Her neyse. Benim çevremdeki insanların hiçbiri böyle yaşamıyor mesela.Tabuları aşmış olanları dahi böyle değil. Son zamanlarda sıklıkla görüştüğüm dört kadının dördü de sex and the city kadınlarının kariyer sahibi olamayan türk versiyonu gibi ve hiçbiri de bu bloglardaki gibi değiller. Bu internet cemaati böyle arkadaş. Bunu 3-5 yıl önce anlayıp oyun oynamak araştırma yapmak dışında pek kullanmamaya karar verdiğim günde biliyordum ve şimdi gelmiş burada anlatıp rahatlamak istiyorum. En kötüsü de blog istifçiliğine başladım. İflah olmaz bir kabızım galiba.

Diyordum ki: kadın (B) adamla ilk siftahını yapamadan göçüp gidecek. Bir yıldan beri adamı yatağa atma telaşında, adam ise bir tarikate üye olmuş, dünya işlerinden elini eteğini çekmiş, perşembe akşamları okumaklarda alır olmuş soluğu. Bizimki cilveli, durur mu? Sürtünmeler, yanlışlıkla çarpmalar, gerdanını açmalar. Adam diyor "evlenmeden olmaz günah" Kadın diyor: "Ben o işi iki kez yaptım bir daha mı aman tövbe". Adam diyor:"Gel imam nikahı kıyalım". Ona da gelmez bizimki, düz duvara tırmanacak neredeyse, son bir hamle yapıyor... Haydaa! adamın böbrekleri tutuyor, taş düşürüyormuş. Bizim Ali desidero durur mu koydu kafaya, atacak yatağa. Adam bildiğin kör cahil, tarikatteki abi dediği okumuş kişilerin kalp gözüyle müritlerin yaptıklarını görebileceğine inanıyor. B nin Sex durumu pasif  (Bir ay daha icraat göremezse, sanıyorum robdöşambrını giyip gazoza ilaç katacak) Bu coğrafyada Samantha gibi hissedip onun gibi yaşayamıyorsun kolay kolay.

Diğeri F (koridorlarını bağlatmak isteyen)bildiğin az manyak. Arada iyi saatte olsunlarla görüşüp gaipten haberler alırmış. Bir defasında ölecek dediği adam ölünce adamın akrabalarının elinden zor kurtulmuş. Artık tövbe etmiş başına ağrılar giriyormuş. Girmediği ortam, görmediği insan yok Örnek:Sedat Peker. Sevdiği adam için iki çocuğundan vazgeçiyor. Adam da adam olsa! eli yüzü düzgün fakat o konuşma her şeyi bitiriyor. "Bir erkek çirkin olabilir, bir erkek fakir olabilir, bir erkek salak olabilir, bir erkek her şey olabilir ama güzel konuşamıyorsa ondan bir bok olmaz" diyorum, anlamıyor. Dahası adamın makinalı gibi saydırarak hızlı hızlı yöresel konuşmalarından da bir şey anlamıyor. Çoğu zaman "he" deyip geçiyor. Dahası adam öpüşmeyi bile bilmiyormuş ilk zamanlar (öpüşmek ecnebi işi, ecdadımızda yoktur böyle vakıa diyenler haklı sanıyorum) Gel-gitli aşkları bitiyor dediğim gün, aslında yeni başlıyormuş. Kadın adamın kafaya sehpa geçiriyor. Bunun üzerine nşa kadınına el kaldırmayan bu adam canı yanınca bizim inek şaban misali dalıyor F'ye. F daha beter dalıyor. Barışırsan gözüme görünme diyorum. İki hafta sonra herşey süt-liman, hala gözüme görünür bir yerlerde...Sex durumu: sorunlu aktif

S var bir de. Biraz soğuk biraz gerçekçi...Onunki de bir zamanlar derin devlete çalışmış şimdilerde bırakmış ama götü üçbuçuk atan bir hayat yaşıyor. Bizimki bu maço sevgilisiyle inişli çıkışlı bir hayata gebe... sex durumu sorunlu aktif

K ya gelsem mi? Diğerlerine bi meme boyu fark atıyor.Boşandıktan sonra tövbe diyenlerden. Tabuları aktif. Sex durumu pasif.

Ha bir de F'nin arkadaşı H var, önüne gelenle sık sık. Bazen aynı gün 2-3 farklı erkekle. Bildiğimiz Nymphomaniac. Ne filmdi ama Çok şükür bizde yok bunlardan demiştim, H'den haberdar olana kadar. Dramatik.

Tanrım ben nereye düştüm böyle dahi diyemiyorum. "Sosyolog olacaksın sen, incele işte" diye çemkiriyorlar. Sizin götünüzün keyfine okumuyorum ben onu. Kaynak edinme yeni bakış açılarıyla bakabilme gayem var. Anlamam lazım! "İyi işte bak bizi de anla" diyorlar. Olur tabi, ibret-i alem için buraya da aldım :)

Bu kadınları boy sırasına göre dizsem  SBKF
yaş sırası göre dizsem BSKF
hayat tecrübesi sırasına göre dizsem FBSK
entelektüel birikime göre dizsem KBSF
oluyor. neyseki hepsini bir konuda birinci yaptım :)

Kırklı yaşlarını süren bu kadınlar (özellikle B ve F) arada bir, ulemalar uleması  ıkıntı hocaefendiye günah çıkarmaya gelirler, mum dikerler.  "Hatun kısmı her türden şehvani isteğini gidermeli pek tabii" deyu vicdani huzur temin eder, yollarım. Bazı günler B hatunu "İçim yanıyor hocam içiiim" deyu iştiha ile karşımda zuhur eder. "Sabret yavrum, azmin sonu selamet, inanıyorum ki bu davada muvaffak olacaksın" deyip açtığı sinesine dokunur, cayır cayır yanan ruhuna şifa veririm. Hem vallahi hem billahi kötü bir niyetim yok, maksat ellerim ısınsın, bağrı yanmış kerime soğusun. Yanlarına her türden cinsi-sıhhat bilgisini de iliştiririm ki başlarına bir fenalık gelmesin. Geçenlerde F'ye "Bu taife-i zenan oynaşmadan orgazma eremiyor" dedim. Telafuz edemediği kelimenin, ne manaya geldiğini dahi bilmiyormuş. "Ben bilmem öyle şeyler yapıyom mu yapıyom" dediydi, telefonuyla caka satan sabi sübyan gibi bakarak. Öyle kenafir gözlerle nazar ettim aşüfteye, acep ne ima ediyordu  beynamaz!?Ademoğluna ihsan eylemeye gör tepene sıçar! Arkadaş bana giren çıkan ne ise!

Cehalet kelimesini al, çıkar şimdi h ve l'yi, onların yerine koy s ve r'yi al sana yüzde 50'nin hayat hikayesi... Kızıyordum bazen...İmreniyordum... Şimdilerde sadece anlamaya çalışıyorum. Ikınmasaydım belki böyle saçma sapan, belki daha az saçma sapan bir hayatım olacaktı. Şimdi de saçma sapan bir hayatım var, ek olarak göt sancılarım var.

Sene 2009
Cinselliğimle ilgili sorularım 2000'lerin son çeyreği boyunca devam etti. Ego kimliğimi iyice bir yerleştiremediğim gibi 18 li yaşlara özgü arayışlarım devam ediyordu. Artık buna bir son vermek lazımdı. Bunun yolu da geç kalınmış bir şekilde olsa da cinsel kimlik edinmekten geçiyordu. Rüyalardan başladım yola. Yetişkin normal bir insan sıklıkla ilgilendiği cinsin olduğu olduğu erotik rüyalar görür. İlk gençlik yıllarından beri böyle bir şey olmuyordu. Kırk yılda bir erotik rüya görsem bile rüyada yanlız başına olurdum. Rüyaların psikanaliz yorumlarına başladığım o yıl tam bir kabustu. Yıllar boyu aseksüel diye addettiğim benliğim bildiğimiz RTÜK çıktı. Merdivenler, balkonlar, mağaralar, iş makinaları, yılanlar, mahzenler, manzaralar... Kısacası cinsel organların ve cinselliğin her türlü temsili rüyalarımın demirbaşıydı. Freud'u hayatıma sokmak hataydı belkide. "Bütün kadınlar penise sahip olmak ister" diyen bir adamdan ne hayır bekliyorsam. Yaşayaydı da göreydi  kestirme ameliyatının ekletme ameliyatına tur bindirdiğini. Tabi ki kadın tarafımın böyle tribüne oynar çıkışlar yapması normal. Kızıyor insan haliyle, ama hak vermeden de edemiyor. 7 yaşlarında ayakta işeme arzumu denemelerle gidermeye çalışmamı, beceremediğimde sidikli sidikli  yaşadığım hayal kırıklığını, abimin traş bıçağıyla tıraş olmak isteyişimi hep bu hergele açıklıyordu! 



2011'lerde rüyalarımı çıplak ya da bikinili kadınlar süslemeye başladı, (laf aramızda Salma Hayek favorimdi : )). O sıralar lezbiyen miyim diye sormaya başlasam da bu pek mantıklı gelmiyordu. Daha ziyade biseksüel olabilirim düşüncesi hasıldı. İnsan kimyasını çözmede mantığa ve teoriye başvurmak hataydı belki. Pratik yapmak en kestirme ve net yoldur. İnsan bazı şeyleri kendini bulmak için denemeli vesselam. 


                         


O yıl L'nin asılmalarına kayıtsız kalmasam şu an kafamdaki bazı sorular yanıtlanmış olurdu. Bunu tecrübe edemememin bir nedeni bu kızın arkadaşım oluşuydu. Arkadaş kategorisindeki biri flört kategorisine geçemiyordu. Arkadaşlığı flörtten üstün tutan ağır bir kast sistemini haiz bünyemdeki otoriteye muhalefet etmenin mümkünatı yoktu o vakitler(gerçi hala öyle). Aslında şimdilerde farkettiğim bir husus daha vardı. Bu da ondaki baskın eril karakterdi. Erkeğin bile yumuşak başlı, evcimeni makbulken... Bu kızın yere attığı izmariti bile ben erkeğim diye haykırıyordu. Yeterince erkeksi olan ben için bu kadarı fazla. Bu durum, o dönemde eşcinselliği hastalık kaynaklı algılayışımı da perçinliyordu. Erkeksi davranışlara yol açan hormonlar olmasaydı pekala normal olabilirdi bu insanlar. Ne bileyim, o yıllarda Doğu Perinçek bile makul şeyler söylüyor gibi gelirdi. Gerzeklik parayla değil ya! Kaygılı ruh halim de başka bir engel teşkil ediyordu deneme-yanılma yollu öğrenmelerimin önünde. Hem ne gerek var çözmeye, soruları da istifle gitsin. Bir ara K'ya açacak oldum durumu gözleri pörtleyerek bakaraktan "Saçmalama" dedi. Bu konuda adım atamayacak kadar kırılmıştı cesaretim. O ki, her görüşe her fikre herkese açık bir insanken böyle ise başkaları nasıldır kimbilir...  Ve ben ne V.Woolf ne de F.Kahlo idim. Ben kanser olmayayım diye sigara çay kahve bile içmeyen, kontrolümü kaybetmeyeyim diye alkol almayan salağın biriydim.


En son gördüğüm rüyada Gülse Birsel koca memeleriyle boy göstermişti ve rüyamda pek seksi bulduğum bu görüntü uyanıkken kendimden tiksinmeme neden oldu. Memelerden tiksindiğimden de değil hani. Diğer kardeşlerin hakkını da içerecek şekilde 3.5 yıl meme emişim bile, bunun aksinin olmadığının kanıtdır. Ya da bu 3.5 yılda sevmiştim onları. Bir şekilde sevmiştim işte: izlemesini,dokunmasını. İlahi takdir de, ablama 90-95, bana 75'i reva görmüştü. Ne diyeyim tek derdim bu olsaydı keşke. Bu arzumu hoşnut edecek kadar çıplak gezmeyi seven, bıngıl bıngıl kadın vardı çevremde. Kadında göğüs ne ise erkekte sırt oydu. Zaten de bedene dair bel altında cazip bulacak hiçbir şey bırakmamıştı o bölgedeki acılar.

                         kötü bir montaj, gülse böyle bir poz vermedi      
                                                                                                                                                 

O yıllarda hormon dengem ve sindirim sistemim iyiden iyiye bozulmuş, sonraki 2-3 yılı hastane ev arasında mekik dokuyup bir sürü tahlil tetkik yaptırarak geçirmiştim.