10 Şubat 2015 Salı

İSTİFÇİLİK

"Sıçabilmek Nimettir"

Altıncı günden sonra tuvalet araları daraldı, günde 3-4 kez kakam gelmeye başladı. Her geldiğinde yapsaydım, rekor kırabilirdim(13 kurala göre çok sıkışmadıkça yapma). Hatta bir keresinde telefonda konuşurken altıma yapıyordum. Hele ki yeşil mercimek(13 kurala göre lifli beslen)  yediğim o gün...


Tehlike, ilk 10 günle beraber geçti. Kanamalar azaldı. Keten tohumundan azat edildim. Eh, tuvaletteki acıları gazoz gibi içecek mazoşist bir bünye de var. Benden mutlusu olmamalı haliyle.Öyle olmadı işte. Ameliyatın iyi geçti, acile kaldırılma tehlikesi geçti, muz kıvamında  çıkarıyorsun! Şükret be kefere! Korkuyorum hala, eskisinden daha çok. Bu şey gibi: Bir işte, istediği pozisyona gelen, orayı kaybetmemek için ölesiye korkan, bunun için deli gibi çalışan birileri gibi. Ve şanssızlığım her an açığımı kolluyor gibi. Gökten üç elma düşse bir tanesi benim kıçıma girer bilirim. Kimbilir neler vardı sırada. Yaşadığım çoğu kötü tecrübe, Kendini gerçekleştiren kehanet'in ürünüydü. Bu ruh haliyle ıkınmanın üstesinden gelimezdi. Doktora, "terapi işe yarar mı" dediğimde "Yok" dedi, "Herşey kafada bitiyor".
Bitiyor bitmesine de, bende son safha yerinde sayıyor.
 1) Şok ve inkar
 2) Kızgınlık ve isyan
 3) Pazarlık
 4) Depresyon
 5) Kabullenme

Hepsi tam tekmil, kabullendim, durumumum farkındayım fakat hala bir değişiklik yok. Gözünü sevdiğimin Pavlov'u yalan mı söleyecek? Olmuyor işte, öğrenilmiş bir şey kafada silmeyle silinmiyor. Alışmışım biriktirmeye; Çıkış yolları açıldı, yine de 14.gün, çıkarmak için tuvalette nefes egzersizi yapıyorum  ve kendimi harap edercesine, çaresizce ağlayarak korkuyorum. Hala, misafirler varken tuvalete gitsem mi gitmesem mi diyorum, uyanıkken değil ama uykuya dalarken ya da uyanırken makat kaslarını sıktığımı farkediyorum. Belki de bu lanetten asla kurtulamayacaktım. Kimi uyuşturucu bağımlısı olur, kimi para... Ben de ıvır zıvır istifçisi kaygı budalasıyım işte, başta bokum olmak üzere tutuyorum herşeyi.Ulan unut be,unut? Sil gitsin, sal gitsin!At gitsin!
Olmuyor...

    2000Li yıllar: İlk kez çok sevilen birinin ölümü, geç mezuniyet(bir dönem fazladan),KPSS hezimeti. O sıralar, eskiden önemli olan bir çok şeye karşı ilgisizim... Olur da kütüphanede eski basım bir kitap bulabilirsem benden mesudu yok. Ara sıra sinemaya gidiyorum. Okudukça, ilk coşkuyla sarıldığım sol görüş, küçük öfkeli bir çocuğun haykırışları gibi gelmeye başlıyor. Otoriteden ölesiye tiksiniyorum; Baskıdan ve sansürden...Götüme yıllarca uygulayacağım ambargonun, o zamanlar farkında değilim henüz.

Ordan burdan gelen; "iş bul","evlen", "öncelikle evlen", "Kocan nasılsa bakar sana" tavsiyelerini kulak arkası etmek lazımdı. Sevgili yapıp getirsem, orospu damgasını vuracak insanlar için, esas orospuluk ahlaklı bir şeydi. Evlilik gerçekten de bir çok kadını fahişe yapıyordu. "Kabızlık,  dışkının niceliği(sıklık, çokluk, azlık,vs)  değildir, zorla çıkarıyorsan bu kabızlıktır" demişti doktor. Bu da böyle bir şeydi. Tek kişi ya da çok kişi olması farketmez, yaptığın seks karşılığında maddi bir şey bekliyorsan olay bitmiştir. Tek kişi boyutu aidiyet temelli kültürel getirilerin sonucudur. İşin duygusal boyutuna gelirsek: Çoğu evlilik uyumsuz çiftlerin birbirine aşık olması sonucu oluşurdu. Sonra doğru dürüst bakamayacakları, aşk meyvesi dedikleri çocuklar gelirdi dünyaya. Sormaya başladığım günden beri biliyorum ki bunlar beni kesmezdi, belki sonra. Daha bokunu doğru dürüst çıkaramayan ben, çocuk mu çıkaracaktım! Bilinçaltımın bu anksiyete nöbetleri "uyumsuzluğum" temelli olabilirdi. Bazı başarısız kısa iş tecrübelerinin müsebbibi de popomdaki karnavalı bir yere koyarsak, yine bu uyumsuzluktu.

Bazıları uzaydan geldiğimi ima edip dururdu. Bunu ciddi ciddi düşünmüşlüğüm çok oldu. Yaşadığım toplumun beklentileri ve kendi beklentilerim arasında uçurumlar vardı. Ya onların huyuna gidip kendime yabancılaşacaktım ya kendi huyuma gidip topluma yabancılaşacaktım. Her halükarda yabancılaşacaktım. İkisi arasında gittim geldim. Bu gidip gelmeler pek tatmin edici değildi. Her seferinde bir parçam zayi oldu.

2000 yılının ortalarını biraz geçerken, kabızlığıma başka unsurlar eklendi: Tuvaletten sonra ateş ve titreme nöbetleri. Acısı da cabası. Bu acılı tuvalet halleri sosyal hayatımı da etkiliyordu. Ne zaman bir şeyler planlansa Ama benim dötümde dayanılmaz acılar var cümlesi onlara, "İşim var, kitap okuyacağım, gelemeyeceğim azizim" mealiyle aksederdi. Utanç verici bu durumu kimse bilmemeliydi. Böylelikle kendimi muaf tutardım toplanmalardan. O yıllarda dünyada kapladığım yer 70 kg kadardı.. Bundan rahatszızdım, yine de yemek yemek mutlu edici bir olaydı, çıkarması acı. Hissettiğim çirkinlik, gerçek çirkinliğimden azdı. Bunu da ileriki yıllarda farkedecektim. Çünkü estetik: aptallara göre olan gereksiz bir kaygıydı o zamanlar. Başka bir açıklaması da iyi bir yalancı oluşumdu.. 

 Hareketsiz yaşamımdaki tek renk kitaplardı. Özellikle Rus Edebiyatı. Bir Batı edebiyatı klasiğine karşılık 5 Rus klasiği okurdum. Kısa bir ara verdikten sonra tekrar gittiğim İl Halk kütüphanesinde bazı değişiklikler farkettim. O gün Gazap Üzümleri'ni alacaktım. Görevli:
"-Okumadınız mı daha?Çok güzel kitaptır" 
"-Hayır."  Evet ve hayır yeterliydi. Fazlası gereksizdi tanımadık insanlarla.
"-Bunun yeni basımı da vardı." Elindeki kitapta eksik sayfa arayarak, alternatif sunuyordu. Bense o sıra, ilk kez gördüğüm bu adamın kocaman cüssesine, iri ela gözlerine( o zamanlar kumral-ela göz favorim)bakıyordum. Bulmaca çözmekten başka şey yapmayan o beyaz saçlı, tembel adam neredeydi acep?
"-Farketmez eski  olduğu için alıyorum"
"-O zaman daha çok alın. Basım yılı eski olup da okunmayan kitaplar atılacak."

Beynimden vurulmuşa döndüm. Nasıl olurdu, nasıl atılırdı onca yılın izleri! Benim okuduğum, okurken beni değiştiren anlamlar, benim değiştirdiğim anlamlar, dokunuşlarım; Hepsi atılacaktı. Eğer en eski okunmamış kitapları alır da okursam, "Okunuyor" deyip bırakılacaktı. 
"-Okumasanız da alın" dedi, tekrardan bu kocaman adam. O vakit bu adama ılık ılık bir şeyler aktı içimden, heyecanlı ve hızlı konuşmalarını sempatik bile buldum. Başka bir şeyler hissetmek için zorladım, çok  zorladım, olmadı. Olmazdı, o zamanlar bunun suçunu dengesi bozulan hormonlarıma yormuştum.

O günden sonra bir sürü eski kitap aldım. Bazen geri götürmemeyi düşündüm. Yapamadım. O an anladım ki: hayatım boyunca haketmediğim hiçbir şeye sahip olamayacaktım. Sevgi ve güven de bunlardan  ikisiydi. Bunları hakedebilmek için, inanmak gerekli ve yeterli koşuldu. Bense neye inanacağıma bile karar veremeyen agnostik yararcılığın kıskacına takılmış acezeye mensuptum. Felsefi şüphecilik ise kalkanımdı. Bu şüphecilik biriktiriciliğimi perçinledi.

Kitapları geri götürdüğüm zaman kötü şeyler hissetmeye başladım. Okuduğum bir kitap benimle güvende  olmalıydı. Hatta başka kimse dokunmamalıydı. Yıılar boyu süren istifçiliğimin belki de en elit şekli o yıl başladı: Okuduğum kitaplarımı istiflemeye başladım. Böylelikle içimde(bok, anılar) ve dışımda(ıvır zıvır, basit bir örnek:bozuk tükenmez kalem spirali) biriktirdiğim değersiz şeylerin iğrençliğini örtecek kıymetli bir hazine yaratabildim. 




3 yorum:

  1. O aradaki geriye dönüşler beni çok etkiliyor. Benden birkaç yaş büyük olduğun için kendimi sana benzetiyorum. Ciddi benzetiyorum hem de. Çok benzer şeyler yaşayarak benzer şeyler hissetmişiz. Tek tek saymayayım şimdi. Az da olsa daha iyi olmana sevindim. Gökten 3 elma düşse biri muhakkak bende de aynı şekilde sonuçlanır açıkçası:) Yazma yeteneği, genel kültürü, algısı, mizahı bu kadar açık ve gelişmiş biri bu rahatsızlığı hiç hak etmiyor. Ama geçecektir. İnanıyorum. Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  2. italikler anıların sevdim onlar. bak alev alatlı kitabı var viva la muerte. orda diyo ki, ki sanırım araştırılmış, bazı insanlar malumat istifçisidir, onlar hep kabızdır. çok mantıklı değil mi. bek ben de malumat istifçisiyim ayrıca ve tuvalete çok zor çıkarım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Kadınlarda sağlam göt bulamazsın" Bunu kaçıktan hallice doktorum söylediydi de tm bir kaçık olan ablam, "Benim ki sağlam" diyerek atlamıştı. Belki de benim dramım ablamdan ibaret:)
      Onu okumadım ama öyleyiz muhtemelen.Neyse demem o ki umarım ciddi bir sorunla karşılaşmazsın

      Sil