4 Şubat 2015 Çarşamba

İLKLER

 "Değişim"

Üçüncü günün akşamı nihayet beklenen elmas çıktı. On yıl önce  "Gün gelecek kaka yapabildiğin için sevineceksin" deseler "Kıçınız açıkta kalmış sizin" "Az için içtiklerinizi" falan derdim.

İlk kez tuvalete gitme hissini yaşadım. On yıldan beri ilk kez hissettiğim bu şey  paha biçilemezdi. Hele ki ağrısız acısız yaşasam  İlk aşk'tan daha tatlı gelecekti bu duygu.

İlk kez ıkınmadan kayıp gitti. Gene ağrıyordu gene acıyordu, hiç birini umursamadım. Kan revan olan tuvalet bile umrumda değildi. Hani yıllardır görmediğim pek sevdiğim birini görsem böyle sevinmem.

İlk defa farklı bir şekilde çıktı. Bristol Dışkı Ölçeğine göre Tip 3'e benziyordu. Elimdeki 13 maddelik listeye göre ilk zamanlar Anamur muzu'na benzemesi lazımdı da anamur muzu nasıldı acep? Şu uzak durduğum tatsız yerli muzdur diye düşündüm. Sonrasında çeşit çeşit muz alıp görsel karşılaştırma yoluna gidecektim. On yıl boyunca her tipte sıçmıştım da bir tek normal olan 4 tipinde sıçamamıştım. Buna rağmen durumumun ne kadar vahim olduğunu idrak etmem uzun zamanımı aldı. Çok şükür bu günleri de görmüş bir yere kadar normal kabul edilen tipte sıçabildim. Nur topu gibi bir gaitam oldu. Biraz romantik biri olsam mutluluktan ağlayacaktım hani...

Doktorum, kafamın bir kenarına sinmiş hesap soran mağrur bir poz veriyor. Diyecek hiçbir şeyim yok. Çok mahcubum (şimdilik). Ben beni bilirim; İleriye dönük korkularım vardı ve içinde bulunduğum vehamet ile haklı çıkarabilirdim kendimi. Hem hala boğazıma kadar yemek yemek ve keten tohumu içmek zorundaydım. Yıllarca benden bir parça haline gelen Ikınmaksa yasaktı.

İlklerimi yaşarken ilk ıkınışıma açtım yelkenleri. Doktorum Annelerin tuvalet alışkanlığı konusundaki takıntılarına yormuştu. Yok öyle bir şey, hiç karışmaz demiştim. Ya da ben hatırlamıyordum.Başta Psikanalitik Kuramlar olmak üzre bir çok kuram anal dönemin kişiliğe etkisi üzerinde durur. Videodaki tüm sorunları yetişkinlikte az çok yaşadım.



Sonra da "Toplumsal Baskı"ya değindi. O olabilirdi işte. Her şeyi içselleştirebilecek hassas bir mizacım vardı. "Ay ben burda sıçamam çok piiiiiess!" diyen kızlar kadınlar vardı çevremde. Hatta bazıları paranoyaya götürüp girdikleri tuvaletlerde izlenebileceklerini ileri sürüyordu. Böylekle en güvenli ortam olan "Evdeki tuvalet"e ulaşana kadar tutuluyordu dışkı. Bunun da normal dışkılamayı bozucu etkisi vardı. Boşuna dememişler "Cehennem başkalarıdır" diye.


 

Dördüncü günkü tuvalet deneyimim pek sancılıydı. İstemsizce ıkınınca inanılmaz bir kanama oldu. Ellerim uyuşmaya başladı ve sonrasında aynı ritüel: panik atak, anksite huzursuzluğu, doktora hürmetler, acıklı senaryolar... Durum normale dönünce, "Neden bu kadar ehvamlıyım?" sorularına eşlik eden büyük bir utanç. Bu sıkıntılar ve yatakta geçirilern zamanın bolluğuyla Flash back ler patlar.

1994'ün yaz ayları, Amcabeylere uzun bir ziyaret. Yaklaşık bir ay kaldığım bu evde hatırladığım üç şeyden biri:  Kitaplıkta bulup okuduğum Jane Austen'den "Pride and Prejudice" idi. O yıllarda bulduğum her şeyi okurdum. İkinci hatırladığım şey "Dedikodu": Yengem ve kızkardeşleri, dünyanın en doğru insanlarıymışcasına herkesi çekiştirir herkeste bir kusur bulurlardı. Alaycı ve yaftacı bu gruba katılmayan, gülüp geçen tek kişi yengemin en küçük kız kardeşi olan S idi. Onu çok ayrı severdim. Amcamdan, yengemden de çok. Akrabalık  aidiyeti yeterli değildi birini sevmem için. O gülümsediğinde, yabancı olduğum bu ev sanki kendi evim gibi gelirdi. A-sosyal bir kızdım, yengeme kalsa orada geçireceğim zaman sosyalleşmem için bir fırsattı. Eve gitmek istemelerimin o günkü pısırıklığımla bir ehemmiyeti yoktu.

Günlerden bir gün; sanıyorum ilk günlerdi, Tuvaletteyim, burada geçireceğim zamanı fayansları enine boyuna sayıp çarparak değerlendiriyordum. Kapıya biri(Amcamdı) vurdu, ses vermedim, gitti. Sonra yengem seslendi. Cevap verdim. İşimi bitirip çıkınca, neden uzun kaldığımı sordu, kabız olduğumu söyledim. Pek belli etmeselerde ortak kullanımdaki tuvaleti bu kadar uzun meşgul etmem hoşlarına gitmemişti. Amcamın garip takıntıları bununla sınırlı değildi. Lambaların açık unutulmasına kızardı ve sabahtan akşama kadar, oturduğu aynı koltuğunda haber programı izlerdi. Kendi evimde ışıkları açık bırakmak pek sorun olmazdı bu alışkanlığı orada da sürdürdüm haliyle. Her seferinde fırçayı küçük kızları M yedi. Sonraları daha fazla dikkat ettim çünkü haksızca hırpalanan M nin isyanı ayyuka çıkmıştı. Şımartılmış, küçük sevimli bir kızdı. Misafir oluşum, babama benzeyişim ve sanıyorum yetim bir kız olmam nedeniyle bana tek kelime etmezdi Amcam. Ara sıra gülümseyerek benimle konuşmaya bile çalışırdı, konuşkan olmayan iri cüsseli bu adam. Zoraki olduğunu bilirdim, akraba bağlarımız pek güçlü değildi. Bu durum yengeme çok garip gelirdi. Sanıyorum benimle ilgilenmesini yengem salık veriyordu, evde rahat etmem için elinden geleni yapıyordu. Rahat değildim.
Çocukluğum eski bir kasaba evinde geçmişti. Tuvalet alaturkaydı orada. O yıllarda alafranga tuvalet pek yaygın değildi. Amcamlar da Almanya'da yaşamanın etkisiyle klozete alışmış, evlerindeki alaturka tuvaleti küçük bir depoya çevirmişlerdi.

Kabızlığım sıklaşmıştı. Yengem'e göre bunun nedeni hava değişimi ve çaydı(Bunu da içselleştirip yıllarca çay içmeyecek ya da açık içecektim). Alışık olmadığım klozeti de bir yana koyarsak,  tuvaletimi kısa sürede yapabilmemin tek yolu ıkınmaktı. 

 Tuvaletin bile süreyle yapıldığı hızlı bir toplumsal dönüşüm gerçekleşiyordu o yıllarda. Kırdan kente göç ile Tüketici toplum çığ gibi büyüyordu.. Her gün, fabrikadan malı gibi birbirinin aynı  yeni(?) bir sürü popçu türüyordu. Kültürel değişim en iğrenç basamağına gelmişti. Cumhuriyetin ilk yıllarında yerleştirilmeye çalışılan yüksek kültür, 60 darbesinden sonra halk kültürüne, 80 darbesinden sonra ise popüler kültüre yerini bırakmıştı. Bu dönemde düşünmeyen, sorgulamayan bir gençlik hasıl olmuştu. Bütün bunlar olurken ben Elizabeth gibi asi bir kızın Darcy gibi bir züppeye nasıl aşık olduğunu sorguluyordum. Darcy bir derebeyiydi. Sonradan, huysuz, kibirli bu adamın,  kölelerine iyi davranan, iyi(?) biri olduğunu öğreniyoruz. İyilik ve adalet kavramını sorgulamaya başladığım yıllardı. 

Yıllar boyu başıma dert olan illetin temelinin sağlamlaştığı bu ev dayanılmaz bir hale gelmişti. Yengem de, her şeye rağmen sosyalleşmede sorunlar yaşadığımı görünce eve gitme isteğime kayıtsız kaldı. gerçekten de o yaz boyunca, zorla götürüldüğüm düğün-dernek, oturmalar dışındaki zamanımı okuyarak geçirmiştim. Yengem bu durumu küçümsüyordu. Ona kalsa okul kitapları, dersler daha önemliydi ve dikiş nakış öğrenip çeyiz hazırlamalıydık.  Önceleri onlara karşı  nedenini bilmediğim bu antipatiyi cahilliklerine veriyordum. Sonradan anladım ki, en doğal hakkım olan tuvaletimi rahatça yapma hakkımı elimden almışlardı. O zamana kadar elimden alınan onca hakkın içinde belki de en önemlisi buydu.

Özgürce sıçamadığın bir dünyada Haktan söz edilemez.

2 yorum:

  1. Hepsi eskiden gelme yanlış alışkanlıklar işte. Ne bileceksin ileride başına böyle bir şey gelecek.. Bir de anladığım kadarıyla çok da okumuşsunuz. Bu rahatsızlık çok oturanları da etkiliyormuş... Umarım bundan sonra daha rahat geçer. .

    YanıtlaSil
  2. Ne kadar güzel yazıyorsun. Şaka filan yapmıyorum gayet ciddiyim. Kolay kolay bu içtenlikle ne kadar güzel yazıyorsun da demem kimseye zaten. Ama, demiştim ya hani kültürün bilgin okumuşluğun düşünmüşlüğün hangi konudan söz edersen et yansıyor kelimelerine. İnşallah en kısa zamanda sağlığına kavuşursun ve acısız ağrısız, rahat bir şekilde yazmayı sürdürürsün.

    YanıtlaSil