2 Şubat 2015 Pazartesi

EVE DÖNÜŞ

Tanrım; K(ablam), ensemdeki ağrılar ve Busa'daki ulaşım beni öldürebilirdi bugün.

Bursa trafiği, bu kez hapishaneden kaçan iki mahkum nedeniyle yavaşladı. Bunu taksiciden öğrendik. Muayene günü yağan şiddetli kar yağışından sonra bu inanılır şey değildi! Bu şehri terketmezsem kimbilr daha neler olacaktı. Deprem olabilir, eylemler olabilir, belki Bursa özerklik talebinde bile bulunabilirdi. Bu şehirden sağ salim ayrılmalıydım.

Otobüsten indik. Ağrılarım arttı,  mide sorunlarım nedeniyle ağrıkesicilerle aram açıktı. İçmeye mecburum ve K'dan (abla demeye dilim varmıyor:) ) bisküviyle su istedim.
"-Hangi bisküvi?"
Hepsini yemiş. Alırım bir şeyler dediğidi bayat bir açmaydı. Tek söylediğim: "-Sen nasıl bir insansın" değildi. Baya bir sövdüm dayanılmaz ağrıların da etkisiyle. Anestezinin yan etkisiydi sanıyorum bu ağrılar. İçinde kodein bulunduğu için reçetesiz satılmayan bu ağrıkesici, gerçekten de iyi geldi.


İyi kötü 1.günü bir şekilde atlattım. 2. gün ağrılarım ful devam ediyor. Ağrılardan daha tedirgin edici şey: ameliyat sonrası ilk kaka yapacak oluşumdu. Ve hala ortalıkta tuvalete çıkma hissi yoktu. Kendi kendimi doldurup duruyorum; bir doktora kızıyorum, bir K'ya; bir de K işe gittiğinde bana bakmakla yükümlü K'nın arkadaşı aklı bir karış havada F var. İlaçlarımı düzenli kullanıyorum. Doktorumun sıkı sıkı tembihlediği keten tohumu tozunu içmeye çalışıyorum. Önceleri meyve suyuyla almaya çalıştım. Bağırsakların çalışması, dışkının rahat ve çok çıkması için gerekliydi bu. Bok çıkarmak iç bok içmek zorunda kalmak ne kadar zormuş. Kadınlar bunu zayıflamak için yapıyorlarmış, hayret ettim. Kilolu olduğum zamanlar bir çok şey denedim ama sanıyorum bunu yapamazdım. Sağlık için ise tam teslimiyet. Her şeye rağmen 2. gün de kaka yapamadım.

Karnım davul gibi gerildi. bağırsaklarımda sanırsınız kütük dolaşıyor. Belime doğru dolgunluk hissi. Mide fıtığı ve gastriti olan biriyim, ömrüm boyunca böyle berbat bir sindirim sistemi sorunum olmadı. Kaygılı ruh halimle acıklı senaryolar kuruyorum. Ölesiye korkuyorum. Korkum ölmek değil, içimde ölümü şenlikle karşılayacak inanılmaz yıkıcılıkta bir tanatos var. Biraz daha cesur biri olaydım, afili bir ölümle ruhumu huzura erdirebilirdim. Her zaman söylediğim gibi nerde bende ö göt?

Beni korkutan şey: Yaşadığım şehirde acile kardırılmaktı. Her şey silbaştan olacaktı. Bu şehirde hastanelere (kamu/özel) gidenler ölmeden çıktığına şükrederdi. Ciddiye alınmayan acılarınızla yaşamak zorundasınız mesajı veriliyor her yerde. Bu ülkede kalp ameliyatı olsanız ciddiyetle "Geçmiş olsun" denirdi de basur ameliyatına bakın nasıl bir tepki veriliyor?   
"Altı yıl önce Gastroenterolojiye başvurdum. Şimdiki doktorumdan haberdardım lakin uzaktı, doktor doktordur en nihayetinde. Araştırma hastanesi olduğundan asistan bir doktor çıktı karşıma. İlk kez bu sorunumu birine açacaktım, içim rahattı ne de olsa tıpta utanma olmazdı. Başladım anlatmaya. Kabız oluyorum, tuvaletimi yaptıktan sonra  ağrı- acı, titreme ve ateş oluyor...karın ağrıları karından sesler vs vs. Adamın yüzü kıpkırmızı, hiç konuşmadan, tetkik yaptırmadan, reçete verdi.İlaçları; fitil hariç hepsini kullandım, geçmedi. Tekrar gittim "Gene mi sen?" der gibi baştan savma bir üslup...Bense durumumun ciddiyetini( çalışamıyorum, evden dahi çıkamıyorum) anlatmaya çalışıyorum anlamıyor, gülmek isteyip de gülemeyen bir hali vardı, sıkıntılıydı. Acıdım ona, o kadar acıdım ki kendi acımı unuttum. Bu zavallı insan uzman doktorluk yapacak! En sonunda kolonoskopi yazdı,"çok sıkıntın varsa genel cerrahiye git!" dedi. Bunu hafif bir tepkiyle söyledi: Başımdan git de nere gidersen git der gibi. Nasıl giderdim? Onlar da farklı olamazdı.. Tedaviyi orada bırakacak, beş yıl daha acı çekmeye devam edecektim."





Bu ülkede mizah yok. Beyaz "-Abi ne ameliyatı olmuştun sen?" diyor, peşinden ehuheheuehehe! Bu mudur? Mizah bu mudur? Ne diyim sana beyaz, götünde bomba varmış gibi hissettiğin gün tekrar döneriz bu mevzuya. Hiçbir şey dokunulmaz değildir benim nezdimde, elbette bundan da mizah çıkabilir ama Beyaz götleğininki gibi değil.

Alın size mizah:





Umut Sarıkaya'nın karikatürü... "Montla Sıçmak" karikatürü de ayrıca tavsiye olunur.
Bu ülkedeki mizah, tabular yüzünden bel altında seyreder her daim. "Göt" de "Osuruk" de, güler adam. Ayıptır çünkü bunlar ve mizah ayıplar üzerine kuruludur bu coğrafyada.

Karikatüre tekrar dönersek; "Götünde sorun olan adamın dünya malında gözü olmaz." Bu yüzden mi komün toplumlarına, anarşiye meyilliydim acaba. "Mülkiyet hırsızlıktır" derken, Proudhon da yan mı oturuyordu acısından? Gerçi tanıdığım tek basurlu Bukowski'dir. Onda da eksik bir şeyler var  içim almadı nedense. Normal olmayan her adamın bir marazı çıkıyor.

Normal olmakla, acı çekmek arasında tercih yapabilecek ahvalim dahi yoktu, çünkü kaygı bozukluğu olan bir nevrotiktim...



2 yorum:

  1. İzlemiyorum o adamı ben. Gülmüyorum. Aslında başta Umut Sarıkaya, Yiğit Özgür, Oğuz Topoğlu olmak üzere karikatüre gülüyorum ben de. Zorla gülünmüyor arkadaşım. Bir de o var değil mi osuruk de göt de gülüyor bunlar cidden. Hoşlarına da gidiyor yani bakma gülmelerine. Seviyor insanlar bayalığı, ucuzluğu. Senin yazdıklarını o sınıfa koyamam ama ben, Haksızlık etmiş olurum. Çok güzel izah etmiştin zaten kabullenmenin ön koşulu bu diye. Ve bence devrim yapmaktasın emin ol. O gülüp geçilen sağlık probleminin insan yaşamında nasıl hasarlara acılara neden olabileceğini yazıyorsun açık seçik. Yaz lütfen. Dediğin gbi ihem bu sıkıntıları yaşayan insanlara bir fikir verir; destek olur hem de mizahı sıfır insancıklara alabilecekleri kadarıyla ders verir. İlgiyle ve severek okuyorum. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. Zor bir illettir bu. Yaşamayan bilemez ağrısı insanı kendini aşağı atma isteğine kadar sürükler...
    Geçmiş olsun.

    YanıtlaSil