28 Şubat 2015 Cumartesi

ANKSİYETE


Bir insan bu kadar gaz çıkarır mı? Proktolog:"Sal gitsin." Nah salarsın. Hele ki umumi mekanlarda salmak ne mümkün. Okulda bazı sınıflar tıka basa dolu, sıklıkla dip dibe göt göte oturmak zorundayız. Birilerine sürünmeyeyim diye neredeyse sandalyeden düşecek oluyorum. Ve bu halde olan bir tek ben varım. Tabiri caizse kucak kucağa otursalar gıkları çıkmayacak. Arada sıra bazı  kızlar yanlarına bir erkek düşerse daralıyor o kadar. Kadın olsun erkek olsun,  hem ruhen hem bedenen bok dolu salgı yumağı bir canlıya(insan) neden dokunmak istenir ki? Herkes kendi florasıyla  mutlu mesut yaşayabilirdi pekala. Hani karnımdan ses gelmese, bu kadar gaz çıkarmasam ve suratıma hapşuran, öksüren olmazsa olur yine. Bu duruma katlanmanın yanında dersi dinlememe mani olan, o geveze saftirik kızlar yanıma düşmese...

Böyle işte... Izdırabım sona erdiğinde, pirüpak bir sayfa açmaya sebebim olabilirdi. Geçmiyor...

Pek acayip bir şeyler soldan soldan yokluyor yine. Mesela bir hafta önce otobüsteki şişman, billur gibi mavi gözlleri olan o kadının peltek sesi kulaklarımdan çınlıyor. Gözlerine rağmen inanılmaz itici bulduğum bu kadının sesi kulağıma dolanmış, bildik bir şarkı gibi çalıp duruyor.
Yine bir kaç gün evvel, okula gitmeye ayaklarım çekmeyince yataktan da çıkamadım. Yorganın içinde pencereden dışarıyı dikizlerken evimin karşısında, demir çite dayalı bir yatak farkettim. Çift kişilik yaylı bir yatak olduğu her halinden belli. Bir-iki dakika sonra yatağın yanına yaşlı bir adam geldi. Elinde kurbağacık denen aletle bir şeyler yapıyor. Ne zaman 60'ın üzerinde ihtiyar insan/lar görsem, iki yaşlı insanın nasıl cima ettiğini, gayritabii insanlara has bayağılıkla temaşa ederdim. Gerontofili değildim, bundan eminim ama gencecik pakizeler, cillop gibi delikanlılar nasıl aşkederlermiş merak uyandırmazdı da, elinde tespih, dilinde Allah kelamı,  bir gözü toprağa bakan insanları bile o halde düşünmek pek cazip gelirdi....  Pek tabi şimdi de bu acziyet içerisinde, kendimi muhafaza edemeyerek teslim oldum. İyice gemi azıya alıp manzarayı ölümsüzleştirmez miyim bir de? Bir sosyal bilimci olarak zatışahanem bu halde ise eşref-i mahlukat ne haldedir tasavvur ediliyordur herhalde.

Halbuki o yıl attığım adım, yeni bir ben, yeni bir nizam tevlit edecekti... 


2008 İlkbaharı...
Psikiyatri polikliniğinin hemen yanı Nöroloji. İkisinin önü de tuhaf görünümlü, tuhaf halli hastalarla doluydu. Gerçekten de ne çok deli vardı memleketimde. Eminim onlar da benim için aynını düşünmüştür, zira makyaj yapmadığımda erkeksi ve psikopat bir görünüme bürünüyorum. Her hangi bir muayenede, cildin hastalık dışavurumunu hesaba katarak doğal halimle bulunmayı tercih ediyordum.  Kafamı önüme eğmiş bir gören bir daha tanımasın diye kimselere bakamıyorum. Klasik bekleme salonu muhabbeti ise katlanamayacağım en son şeydi. Aslında oradaki hiç kimse "Kardeş geçmiş olsun, neyin var?" havasında değildi çok şükür.

İçeri girdiğimde gözlüklü, fodul doktorla karşılaştım. Hızlı hızlı konuşmaları, "Çabuk anlat, yazayım ilacını da git" der gibiydi. Filmler diziler hep yalan dolan; Bu coğrafyada meslek, statü ve para kazanmak içindir demiş miydim? Hangimiz hastaydık kestirmek zordu. Doktorun karakterini çözmeye çalışıyordum manyakça. EEG çektirdim temiz çıktı. Yazdığı reçeteyi aldım çıktım.  Ne hastalığımdan bahsetti ne teşhisi söyledi. Elimdeki sigorta kartından ve ilaç prospektüsünden öğrendim Anksiyete hastası olduğumu.

Daha ilacı kullanmaya başladığım ilk günden etkisini hissettim. Daha sakin, daha ağır, daha huzurluydum artık. Çevrem de farkediyordu bu değişimleri ve çok memnundular. Korkularım geçti; Gök gürlediğinde yanımda birileri varsa kalbim çarpmıyordu artık. Yalnızken bile daha kontrollü korkuyordum. Fakat heyhat! Tuvalet yine bir Çağan Irmak dramı, götüm David Lynch absürtlüğünde. Bunlara ilaç nedenli ağır kabızlık da eklenince Amaaan sabahlar olmasın!... Bu ilaçla birlikte, zamanla mide kapakçığım bozulacak(bknz.antidepresanların kas ve sinir sistemine etkileri), buna bağlı reflüm ve reflü nedenli faranjitim azacaktı.

Proktoloğumun sitesi ile de bu dönemde, hemoroid ameliyatı olan arkadaşım için nette bir şeyler ararken haşır neşir olmuştum. Zor bir ameliyat geçirmişti. Onu bu halde görmek, bu alanda bir doktora gitme düşüncemi daha da erteletti. benim sorunlarımdan ailem dahil kimsenin haberi yoktu. Sadece kabızlığımdan bahsedebiliyorum utancımdan. Ablam  "O kabızlık başına bi iş açacak bi doktora git" diyor. Psikayatrıma söylüyorum, antidepresanımın yanına yazıyor bi laksatif yolluyor, içince az biraz düzeliyor sonra yine aynı. 

O sıralar  derin bir sinema ilgisi husule geldi. Olgunlaşmadaki tek olumlu yönüm ilgilerimi derinleştirme yeteneğimdi. Bitki seviyorum ve besleyeceğim diyelim, bir kaktüsü doğal iklimindeymişcesine yaşatabiliyordum. Her gün içeri dışarı taşımak pahasına yapıyordum bunu, evin onlar için en yararlı yerlerini anneme rağmen onlara ayırmak pahasına... Böylelikle önce en temel kült filmelerden başlamalıydım;Başladım da, izleme sırası Dövüş Klübüne geldiğinde benim için bir dönüm noktası oldu. Erotik sahnelerini izlerken içimde bir şeyler kıpraştı. Brad Pitt kaynaklı olmadığını Bay ve Bayan Smith'ten(sahi ne berbat filmdi o) biliyordum. belki Edvard Norton veya Helena Bonham Carter olabilirdi sebep. Diğer filmlerinde de benzer şeyler hissetiğim oldu. Ama hayır... Sanıyorum tam olarak bundan da değildi. Bunun cevabını da sonraki yıllarda onlarca porno ve erotik film izledikten sonra bulmuştum. Buna vakti geldiğinde enine boyuna gireriz, şimdilik robot olmadığımı kanıtlayan bu keşifin yarattığı değişim üzerinde durmalıyım. 

O filmden sonra iyi yönetmenlerin iyi filmlerini, erotik sahneleriyle birlikte izlerken daha rahattım artık. Yine kimsenin yanında soyunamıyor, plajda pareosuz gezemiyordum. Bunda 78 kiloya çıkıp vücuduma uğrattığım deformasyonun payı yadsınamayacak kadar büyüktü. Yirmiyedi yaşında bedenin 40'ında görünmesi, başkalarının yanında soyunmamak için geçerli bir nedendir. Kendini, bilgiye ve anlamaya adayıp estetiğe prim vermemek, buna rağmen o utancı kıramayp muayeneyi 7 yıl kadar ertelemek akıl karı iş mi?Değil. Grunwalski de pek akıllı değildi.

         "-Sıçmak iyi geldi
          -Tanrıya inanıyor musunuz?
          -Yanlış soru
          -Tanrı bize inanıyor mu?
          -Bir zamanlar Grunwalski adında bir arkadaşım vardı. Birlikte Sibirya'ya sürgün edilmiştik. Sibirya'ya mahkum olarak gittiğinizde trende hayvanlarla birlikte yolculuk yaparsınız. Buzlu bozkırlarda günlerce kimseyi görmeden yolculuk yaparsınız. Isınmak için diğerlerine sıkışırsın. Sorun ise rahatlamaktı, sıçmak... Bunu trende yapamazsın. Tren su almak için durduğunda bunu yapabilirsin Ama Grunwalski utangaçtı. Hatta beraber banyo yaptığımızda bile yüzü asılırdı. Neyse tren durdu ve herkes sıçmak için raylara atladı. Grunwalski benden o kadar rahatsız oluyordu ki uzaklaşıp yapmayı tercih etti. Tren hareket etmeye başladı herkes vagona atladı çünkü tren kimseyi beklemez. Grunwalski'nin ise sorunu vardı.  Çalının arkasında hala sıçıyordu. Elleriyle pantolonunu tutar şekilde çalının arkasından çıktığını gördüm. Treni yakalamaya çalışıyordu. Elimi ona uzatıyordum ama ne zaman bana yetişse pantolonu elinden düşer tekrar onu tutmaya çalışırdı. Pantolonunu tekrar tutar tekrar koşmaya başlardı ama pantolonu düştükçe geride kaldı.
         -Sonra ne oldu
         -Hiçbir şey.... Grunwalski donarak öldü..."

Diyordu yaşlı adam gençlere... 

2013 yılı
Anladım ki: bedenimle olan sorumu çözemezsem Grunwalski'nin kaderini yaşayacaktım. 
Çıplaklık özgüveni geliştirici bir unsurdur. Psikologlar ebeveynlere,utangaç çocukların yanında çıplak gezmelerini salık verir.  Aldım elime aynayı... Kıllı, selülitli, çatlak dolu vücudumun mahrem yerleriyle tanışmanın vakti gelmişti. Şöyle bir baktım "Tanrım bakamicim" diyip hemen attım, hiç tipim değildi, tanışmasak mı? Grunwalskiyi hatırla... Grunwalskiyi hatırla...Grunwalskiyi hatırla... Grunwalskiyi hatırla...5 Kasım'ı hatırlasım...Olmadı Bab-ı Ali Baskını2nı hatırlasam.... "Peki... Ta..t.. tanışalım o vakit". 
Tekrar aldım aynayı "Tipe bak, ulan öl be!"  yine attım. 
Böyle olmayacaktı. Açtım interneti(o zamanlar adult sitelere ulaşım daha kolay, medya sansürü bu denli azmamıştı) ne kadar açık saçık video varsa izlemeye koyuldum. Öyle eskisi gibi Jenna,Tori, Rocco falan değil. Amatör ve olabildiğince çirkin olanlarını. Başkalarının çirkinliği daha kabul edilirdi ilk mertebede. Bu insanlar binlerce kişiye show yapıyordu da ben tek bir muayeneden çekiniyordum? Bilemiyorum, belki de ilk adımı attığımda her şeyin değişeceğinin idrakıyla kaçıyordum. "Anksiyete kaçıştır" bunu da  filozof demişti sanıyorum. Yıllardır alışkanlıklarımın sıcağında otomatiğe bağlamış aynı hızda gidiyordum. İzledikçe eski rahatsızlıklarımın, uyuşmalarımın azaldığını gördüm. Böylelikle köklü bir normalleştirme programına başlamış oldum haliyle.

12 ocak 2015
Lavmandan sonra tuvalete giderken, doktorun bekleme salonunda kırklarında bir kadın ve yirmili yaşların başını sürdüğünü düşündüğüm genç bir erkek bulunuyordu. Döndüğümde suratım domates rengiydi. Biraz bekleyince odadan doktorla beraber çıktılar. Kadın ağlıyordu, doktorum onu teskin ediyordu. Öğrendiğime göre tıpta milyonda bir görülen, sanıyorum dev kolon denilen bu vaka: gencin kalın bağırsağının genişliğinin normalden kat be kat fazla olmasıydı. Bu da kakasını yaklaşık 15 gün aralarla yapabilmesi demekti. Ender görüldüğünden tedavisi de çok zordu. Ve bu genç buna rağmen rahatlıkla gülümseyebiliyordu. Kesinlikle o bir Grunwalski değildi. Bense o anda bile niye aynı saatlere başkalarını denk getirdi diye doktoruma kızmıştım biraz. buna rağmen meraklı köfteci gibi didik didik bu vakanın iç yüzünü araştırdım. Doktorum bunları bana anlatırken çocuğun bir de analismus olabileceğinden bahsetti. "O ne?" demez olaydım. Vajinismus benzeri, makat kaslarının mengene haline dönmesiymiş. "Sende de var biraz" dedi. Benden bir cevap bekler gibi bir garip baktı. Hiçbir şey söylemedim, söyleyemezdim. O anda doktorla göz göze gelmemek için yer yarılsa içine girerdim. Bakışlarından anladığım kadarıyla çaktı durumu. Beni sıkıntıya sokmamak için kapadı konuyu. Ne bileyim, bu zamana kadar ki doktorlarım, ilgisiz, sorulana dahi cevap vermeyen, söylenilen kadarıyla yetinen doktorlar(?) olunca sordum da sordum ...

Buradan çıkan sonuçlar: Grunwalski kadar da akılsız değilmişim.
Annelerin büyük çoğunluğu ağlak. 
Bende sadece birazcık analismus varmış.O kadar.
Meraklı ıkıntının burnu boktan çıkmaz.

 
bir ben var benden içerü o benden öte benden ziyade


5 yorum:

  1. hoca misali bir eşekten düşen olarak, hekimine güven derim naçizane ama tek bir tanesine de teslim etme kendini bu konuda. farklı seçenekleri de araştır. ben ucuz kurtuldum diyeyim o kadar. umarım sen de kurtulursun tez vakit.geçmiş olsun çok.

    YanıtlaSil
  2. Sen de mi Brütüs:) Hangi birimiz bir muayene sırasında oramızı buramızı göstermekten utanmıyoruz ki? Ben mesela kıytırık bir öksürük tıksırık testinde sırtımı açmaktan bile utanıyorum. 3 ay önce deli gibi ateşlendim, günlerce ateşim düşmedi. Günde 3 kere hastaneye iğne olmaya gidiyordum da o halsiz ateşli halimle tek derdim ya ben kıçımı nasıl açacağım'dı:) Açtık tabii öyle ya da böyle. Sağlıktan daha önemli bir şey olmadığını biliyor insan bilmeye de dediğin gibi doktorların ne yazık ki çoğu da bilinçsiz.Saygısızca davrananı bile var. İnsanın ruh halini olumsuz etkiliyor bunlar... Ama, senin durumun bambaşka. Doktor kim sen misin onlar mı belli değil sahiden:) Donarak ölmeyeceksin. Biliyorum.

    YanıtlaSil
  3. off ya anlatımın kara mizah ve hep gülümsüyom ama çok geçmiş olsun çabuk iyileş hadi ya.

    YanıtlaSil
  4. Öncelikle ne ayıp şeyler temaşa ediyosun sen öyle?! Çok fena, duymamış olıyım! :P
    İkincisi, evet anneler ağlaktır. Tecrübeyle sabittir. Anne olduktan sonra oda boka ağlama kapasitem misli misli artmıştır. ;)
    Üçüncüsü geçmiş olsun.
    Ve sonuncusu anlatımını çok beğeniyorum, keyifle okuyorum. Eline, kalemine, her bi şeyine sağlık. Sevgiler... :)

    YanıtlaSil