24 Şubat 2015 Salı

AMNEZİ


Neredeyse bir buçuk ay geçti ameliyatın üzerinden. Kakamı yaparken yaşadığım acı tam gaz...Bir de kaşıntılar eklenmez mi. Kahin "Korkma geçecek bunlar da" demişti. Okul başladı, bu acılarla okulda sıçamazdım ki? Fen-Edebiyat fakültesinin tüm katlarındaki tüm tuvaletleri toplasam kütüphanenin bir katındakilere eşit. Fen Edebiyat fakültesinin bir katındaki öğrencileri toplasam, kütüphanenin tamamındaki öğrenci sayısına (Bu sayı final ve vize haftası on kat artar, sınavlar sonrasında on kat azalır) eşit. En makulu 5 dakika uzaklıktaki kütüphane helası oluyor böylelikle. Çünkü tuvalette bile diken üstündedir insanlar(mesela ben öyleyim). Çoğu insan ise bu kadın kadar rahat değildir (mesela ben değilim).




İlk izlediğimde ruh hastası olduğunu düşünmüştüm. Sonraları  bunu  Tüketici topluma  eleştiri mahiyetinde  bir metafor olarak sayıp sınıflamıştım. Şimdi ise o bir kahraman diyorum. Tıpkı Fellini'nin Amarcord'undaki Volpina gibi...


Sanıyorum acılarım vasıtası ile biraz mübalağa ediyorum. Bu kadınlara güzellemelerim markete ve kumsala sıçın anlamına gelmiyor. Sadece bu rahatlığa ulaşamayacak bir bünyenin isyanı diyelim. Umumi tuvaletlere girerken ve yoklarken adeta bir mabede girer gibi girmelerim de, demek hep "Tuvalette sıçan insanları rahat bırakın" düşüncesinin bir tezahürüymüş.
İki kadına(özellikle volpinanın topuklar havada) ve herkese tavsiyem: Bu acımasız dünyada, benim gibi aklı kıçında bi küçük emrah olmak istemiyorsanız, Sıçarken topuklarınızı yere değdirin. Bunu her alanda yaparsanız yine benim yanlışlarıma düşmezsiniz diyerek geriye dönüşlerime zemin hazırlayayım.


Sene 2008; İşsiz, güçsüz, bezgin, ilgisiz... Saçma sapan, dedikoducu bu muhitte yaşamaya çalışıyorum. Yolun başından sonuna kadar bütün kadınlar CIA ajanı formunda. Yolun başında oturan kadın, 24 saatte bütün mahalleyi birbirine sokacak 24 atom bombasında fitne-fücur gücüne sahipti. Serbest piyasa ekonomisini haiz devletler bu kadını tanısa berlin duvarının yıkılmasına gerek kalmadan onu yollarlardı komünist blok ülkelerine. Zaten kendisi sokağa ayak bastığından beri mahalle ahalisi hızlı bir çözülme sürecine girmiş, komşuluk ilişkileri zayıflamış, gidip gelmeler azalmıştı; Ev sahipleri bile tası tarağı toplayıp mülklerini satıp gitmişlerdi. Bu derece tesirli bir şahsiyetti. Ya karşı komşum? O gün karşı komşum olan G, "Yoldan geçenlerin ayak seslerinden kim olduklarını anlarım" demişti. Hayretle bakakalmıştım. Bu kötü bir şey olmasa gerekti. Herhangi bir suç unsuru bu çıkmaz sokağa kolay kolay giremezdi böylelikle. O çıkmazda kendime çıkar bir yol aramaya koyuldum.  Çıkar yol bulmaya çalışıp ıkınırken çıkış yollarımı kapattığımı idrak edemiyordum bile... Yoğun baskılar neticesinde: 
"-İlkokul mezunları nerelerde çalışıyor sen otur götünü büyüt", "Evlenmiyosun çalışmıyosun n'apıcaksın böyle" Bunlara karşılık:
"-Ama benim götümde tahayyül edemeyeceğiniz acılar vuku buluyor, nasıl çalışayım!" diyemedim ki... Utandım. Onlar da haklı; Orada ne trajediler yaşanıyor bilmiyorlar ki. İlgisizliğimi zorlama bir ilgi ile takas edip "Peki" dedim.

Ofise girdiğimde orta yaşlı gözlüklü bir adam oturuyordu masada. Ablam da benimle yukarı çıkmıştı. Kim iş görüşmesine ablasıyla gider? Benim gibi bir embesil. Kim kardeşinin iş görüşmesine birlikte gider? Ablam gibi bir gerzek. O kadar  dedim "Git bir kafede bekle" diye."Aman n'olucak?" dedi.

İlk iş günüm ilk hayal kırıklığıyla, başkalarının iş başvurularını değerlendirmekle geçti. Sandığım gibi büyük bir firma değildi. Ziyanı yok, ben kendimi geliştirir, yetkin bir yazılım-tasarımcı olabilirdim yine de. Bu adam endüstri mühendisliğinden geçmemiş miydi bu işe? O yaptıysa ben neden yapamayayım? RJ-45'in ne olduğunu dahi bilmeyen bu adam yapmış işte. Başvuran elemanların özelliklerini ona aktarırken "Yüzüne bakılır mı?" diye soran bu adam .ODTÜ mezunu, kendini 68 kuşağından(?) addeden bu adam!

 İşe aldığı kızlar Okan Bayülgenin konu mankeni edasında dolanıyorlardı ortalıkta. Ben hariç hiçbirinin bir şey öğrenme derdi yoktu, çoğu eğitimsizdi. Patronun aşk hikayelerini dinleyip kırıtıyorlardı. Bazen patronun arkadaşları gelirdi, bıyık altından pis pis bakarlardı. Bir kaç kez "Bu ciddiyetsizlikte bu iş yürümez" dedim, biraz bozuldu. Bir kaç gün içinde bu adamdan bir şey öğrenilemeyeceğini anlamıştım. Zaten o da tecrübe kazanıp giderim diye öğretme zahmetine girmiyordu. Bazı umutlarla girdiğim bu işten büyük bir hayal kırıklığıyla ayrıldım. Toplumsal cinsiyet ve mobing kavramlarıyla ilk kez ciddi manada karşı karşıya gelmiştim. Bu coğrafyada bir kadın, etten kemikten fazlası değildir çoğu zaman.

İşten ayrıldığım o gün eve geldiğimde uzun zamandan beri yaşadığım kısa süreli Amnezilerin en büyüğünü yaşadım. İsmim, cismim ve bulunduğum yere dair  hiçbir  fikrim yoktu. Önceki tecrübelerimde bellediğim şey: tutunacak bir imge bulmam gerektiğiydi. Bu bazen ismim, bazen kendi yüzüm, bazen anneme bazen ablama ait birşeyler olurdu. Bu sefer hiçbiri işe yaramadı. Boşlukta savrulan yaprak gibi 3-4 dakika kaldım öylece. Belki de deliriyordum. Az daha zorlayınca bir iki şeyi anımsadım, sonra duvardaki yağlıboya tabloya takıldım , nihayet yazılmaya başladı her bir anı zihnime. Lisedeyken yaptığım imitasyon bir resimdi bu. Tamamlanmamış olduğundan tüm mükemmelliğine rağmen 5 yerine 4 aldığım resim. Sonraları bütün bir resmi renklendirmiştim de saz çalan adamla yanındaki kadın desen halinde kalmıştı. Hayatımda yarım kalmış tonlarca şey bu boyalı bez parçasıyla simgelenmişti adeta. Ne zaman bu resme baksam Ege'deki E'yi düşünürdüm. Saz da çalardı, türkü de söylerdi. Güzel bir sesi vardı. Uzak olduğu için telefonda mini konserler verirdi bana. Bir gün "Zahide"yi bir söyleyişi vardı ki taş olsa ağlar, ben ağlayamadım. Ona kalsa çok uyumluyduk da baktım olacak gibi değil kesip attım. Arkadaş olamayacak belli, olmayacak duaya da amin denmezdi bende... Yine de unutmadım hiç, attım heybeye herkesi attığım gibi. Derin bir hissiyat(aşk diyorlar sanırım) beslemediğim  bu adamı bile istiflemiştim. 

Sahi nasıl bir şeydi aşk? Bazen kör kütük aşık olan arkadaşlarım olurdu; anlatırlardı. Her zamanki gibi onlar yaşar, bense izler dinlerdim. Onlar aşk acılarından dem vurup sigara dumanını savururlarken, bu anlarda "Götünden kol kadar bok çıkar da gör acı neymiş" diye nazar atardım. 
Yirmiyedi yaşına kadar aşık olamamış, cinsel uyarımları olmayan biri olsa olsa Aseksüeldir zaten. Frijit gibi terimleri kendime konduramıyorum tabi. Bir şeyler hissedebilmek adına bir iki porno film izlemeye gayret ettim. Ali Kırca'nın kasedi nete düştüğünde "bir bakayım" dediğim gün, pc me bulaşan virüs yüzünden tarayıcımı kaplayan kocaman penisten sonra bu kadar bulanabilirdi midem; Çocukken arkadaşımın evinde kaçak göçek izlediğimiz tutti-frutti kadar bile uyarıcı olmadı. Arkadaşımdan ilham alıp Tinto Brass falan izleyim dedim, hani işe estetik de girsin diye, tık yok. PC ye virüs bulaştırdığımla kaldım yine. Neyse  işin uzmanıydım da kimseler görmeden temizleyebilmiştim. Ne garip; insanlar yaparken ayrı virüs tehlikesi altında, izlerken ayrı... Git DVD al/kirala dendiğini duyar gibiyim. İç ses de haklı; Zamanında, bedenin tahakkümü konulu onca şeyi, Foucalt'yu Bourdeu'yu şusunu busunu okuyana kadar eyleme geçeydin "sidi var abi sidi(cd)" diyen apaçilerden bile gidip alabilirdin bunları.

Şimdi iç çamaşırı alırken bile uyuşturucu kuryesi psikolojisinde olman kader değil, bir seçim. Doktorun da dediği gibi: "İki seçim yaparsın, biri tutmak diğer koyvermek; Sen tutmayı tercih etmişsin"... Öyle, yapacak birşey yok...

Hafıza kayıplarım sıklaşmış, çoğunlukla uyku arasında yoklar olmuşlardı. Her sabah, "Çok şükür hala aklım yerinde" diye dua ederdim. Duayla olur mu hiç! Üstelik Tanrı'nın varolup olmadığı hakkında da bir yığın soru sorarken. Bir şeyler yapmalıydım. "Dünya" denen bu bok çukurunda yok olsam bile "Denedim" diyebilmeliydim.

7 yorum:

  1. Çoğu zaman iyimser bir tabir. Bu coğrafyada bir kadın hiçbir zaman etten kemikten fazlası değildir... İş konusuna gelince ben olabildiğim kadar sağlıklı halimle kurumlardan, iş yerlerinden, cahil cühela patron müsveddelerinden, kırıtkan boş beleş hatunlardan, ilgisiz duyarsız insanlardan bunalıp umudu kestiysem senin ahvalini düşünmek zor... İyiyim çok mutluyum yazısını okuyacağım günü bekliyorum inşallah. Cidden bekliyorum. Bu arada uğradığım bloglarda arkadaşlara soruyorum sana da sorayım çok merak ettim. Mart ayında "müstehcen içerikli" bloglara kısıtlama gelecek varsa öyle foto video kaldırın gibi enteresan bir uyarı geldi mi sana da? Ben bir adet gördüm de çarpıdan kapadım sonra bu ne lan hayal mi gerçek mi şaka mı diye düşünmeye başladım:) Acep kim karar verecek müstehcenliğe:) Neye kime göre ne kadar müstehcen?

    Marketin orta yerine bu kadar rahatça şey edebilmek bence de delilikten ziyade kahramanlıktır olsa olsa:) Düzene eleştiridir, mesajdır:))) Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bana da geldi uyarı... Müstehcen olanlar düşünsün... ben eğitici öğretici biraz da ibretlik bir belgesel çekiyorum burda. :)

      İşin şakası bir yana...Sanıyorum o, porno ve teşhirci içerikler için geçerli. Sanatsal bilimsel içerikler devam edebilecek.Youtubeda falan da var o.Kime göre neye göresine bakarsak, uç bir örnek olacak ama bana sorsan bütün yemek blogları kapatılsın derim cinsellikle arasında fark yoktur.

      Sil
    2. Anlar gibi oldum zannımca:) Teşhir, haz vs açısından benzerlikler. Neyse içim rahatladı genel bir tarama filan olsa gerek. Ben de kendi çapımda edebiyat yazıyorum o halde problem yok:)

      Sil
  2. Tam anlamadım ama çok geçmiş olsun! :)

    Ben de beklerim, sevgiler...

    YanıtlaSil
  3. marketteki kadın hah evet amarkord valla :) yani bu amnezi gerçekten oldu ha :) iş görüşmesi felan. ya bak gerçekten kara mizah ve eleştiri yapıyon bi çeşit ama çok komik ve eğlencelisin :) ilgilendiğin konular ve bakış açın hoş. hastalık konusu da hadi iyileş yaa offf.

    YanıtlaSil
  4. marketteki kadın hah evet amarkord valla :) yani bu amnezi gerçekten oldu ha :) iş görüşmesi felan. ya bak gerçekten kara mizah ve eleştiri yapıyon bi çeşit ama çok komik ve eğlencelisin :) ilgilendiğin konular ve bakış açın hoş. hastalık konusu da hadi iyileş yaa offf.

    YanıtlaSil
  5. son sinema yazımı da oku istersen. bu arada almodovar en sevdiğimdir. sinema ve kültür başlığında oluyor film yazılarım. okuduğun liste geçen yıl izlediğim 350 film içinden izleyin dediklerimin bir kısmı. başka listelerim de var. sen nası şeyler izlemek istediğini söylersen sana veririm film isimleri. :)

    YanıtlaSil