29 Ocak 2015 Perşembe

AMELİYAT GÜNÜ -II-

-Popüler Müzik Krizi-


Ameliyathaneye girdim, diğer sedyeye geçmem söylendi.Yalnızlık duygusuna aşina olduğumdan herkesin söylediği gibi abartı bir yalnızlık hissetmedim. Buna rağmen tek tanıdığım kişi olan Doktorumu arıyordu gözlerim. Üzerimdeki ince ameliyat giysisinin verdiği çıplaklık hissi gerginliğimi artırmıştı.doktorumun söylediği "çıplaklık(göt bölgesi için) insanın son kalesidir" cümlesi geldi aklıma.Ona göre insanlar savunma amacıyla o bölgedeki sıkıntılarını tek başına yaşıyorlardı. Haklıydı...
Bir sürü kişi bir öteye bir beriye dolanıp duruyorlardı, meşguliyetleri her hallerinden belli halde; Giydikleri giysilerden yaptıkları işi çözmeye çalışıyordum, bir yandan da kapıya bakıyordum; hala vazgeçebilirdim, hala korkularım vardı: Ameliyatta kas gevşetmeye gerek duyulursa dışkı kaçırma gibi bir tehlikesi olurdu ve bu olursa, "götü boklu" deyimi benim için kullanıldığında, gerçek anlamına ulaştırırdı şüphesiz.

Bir kadın oramı buramı çekiştirirken,
"-Napiyorsunuz?" diyebildim.
"-Napabilirim ben sana, ameliyata hazırlıyorum!" diye bağırdı.
Hiçbir şey söyleyemedim, sadece ağlamak istedim,  ağlamaya utandım ve tuttum kendimi...Yapmam gerekenleri bana söylemek bu kadar mı zordu da öküz gibi bağırıyordu. Bir an omzumda bir el hissettim, tanımadığım bir adam:
"-Bu kız ameliyat başlamadan bayıldı korkudan" diyor, karşıdaki kıza... Omzumdaki bu yabancı el nedeniyle iyice gerildim, büzüldüm. Anestezi için iğne yapılacak dendi ama doktorum yoktu.
"-Doktor gelince yapın" dedim. Beklediler. Kim olduğunu bilmediğim bu adam, vıcık vıcık yapmacık şefkatiyle beni sakinleştirmeye çalışıyordu "kızımlar", "canımlar", "güzelimler " havada uçuşuyor. Ağdacı kadın geldi aklıma... Tiksindim. Benim şefkate değil, belirsizlikten doğan korkularımı yatıştıracak bir bilgilendirilmeye ihtiyacım vardı. Bu adamsa bunu yapacak yetkinlikte değildi. Beş parasız gelsem, yüzüme bakmayacak kişilerin zoraki vıcık vıcık ilgisi korkularımı daha bir körükledi. Madem amaçlarımız belli, herkes yerini ve haddini bilecek! Zaten Toplumsal Alış-veriş Kuramında insan ilişkilerinin temelini iyice bellemiştim, hayatım boyunca beni insanlardan uzaklaştıran o duygu kuramsal bir halde oturmuştu kafama.
"-İyiyim ben!" diyip, omuz silkerek, omzumdaki elden kurtulmaya çalıştım. İyi değildim aslında, nedenini bildiğim o boğulma hissini yaşamaya başladım, içimdeki huzursuzluk artarak anksiyete nöbetine dönüştü. İyi bilirdim, bu halde asla konuşamazdım; Boğazımda düğümlenirdi kelimeler. Bu halimi farketmesinler diye gösterdiğim çabayla iyice yorgun düşmüşüm farkında olmadan

Sonra doktorum geldi, ameliyathane giysileriyle..."-Nasılsın" dedi, konuşacak halim yoktu. Bu tanıdık ses daha iyi hissetmemi sağladı. Anestezi uygulamasından bahsederek yapmam gerekenleri söyledi. Öbür adam arkamda belime bir şey sürüyordu.
"Anestezi uzmanımı?" diye sordum. "-Evet" dedi. Daha kendini ve yaptığı işi tanıtmaktan aciz bu amele, anestezi uzmanıydı evet. Bizim doktorlarımızın çoğunun ciddi bir iletişim sorunu vardı. Benim de iletişim becerilerim pek yüksek sayılmazdı fakat  sosyolog bile olsam, en azından insanları etkileyebilecek böyle işlerde çalışmayı planlamıyordum. Hayatımı, öğrenmeye, düşünmeye adamış, profesyonel bir öğrenci olarak idame ettirebilirdim.
Kollarımı kıpırdatacak oldum, doktorum tuttu. Rahatsızlık duymadım, benim doktorum, gerçekten de nerde ne yapması gerektiğini bilen, hasta psikolojisinden anlayan bir adamdı. Böyle olmasaydı bu noktaya zor gelirdim.Yaklaşık 5-6 yıl önce gastroentoroloji doktorunun yolladığı kolonoskopiden sırf o doktorlara güvenmediği için kaçan bir ben vardı. Bunu düşündükçe de sövüyordum doktora, sen beni ikna etmeseydin ben burda bu halde olmazdım diye ...........! Yine güven veren bir sesle önüme bakmamı söyledi. "Köpek görmüş kedi gibi" tabirini kullandı. Zaten köpek görmüş kediden ne farkım vardı ki...O amele doktor da tam o sıra belime iğneyi yapıyordu. Korkudan ölüyordum, ya yanlış yaparsa felç kalırsam diye...Amele falan bir yana, Allah için iyi iş çıkardı, hiç acımadı... Herşeye rağmen işini iyi yapan her insana saygım çok büyüktü.

İlerdeki bir hemşire, diğer ikisine "hemoroidmiş" diyor. Yüzlerine bakıyorum farklı bir şeyler var. Tanrım neden bu kadar kalabalıktı ki burası!? Kalp ameliyatı olsam bu kadar korkmazdım.
İçimden "Doktor işini iyi yap ve ben bu illetten ebediyen kurtulayım, bu az gelişmiş coğrafyada, bu sorunla  başa çıkacak gücüm kalmadı" diye dua etmeye başladım.Cevap geldi "-Sevgili Stirnerciğin olsa meselesini hiçe bırakırdı, sen sıkışınca tanrının izniyle doktoruna bırak .. oh ne ala".

Sedyeye uzanırken bacaklarıma doğru bir uyuşukluk, bir sıcaklık yayıldı. En berbat kısmına(uyuşma) gelirken sakinleştirici verdiler..."-Tanrım neden ben!" Az sonra kaskatı kesilen bacaklarıma karıncalar hücum edecekti. Hiçbir şey hissetmeyeceksin dedikleri şey: Üstüne  yattığınızda uyuşan kolunuz ya da ayağınızdaki duyguydu. Ve beni ağrıdan, acıdan daha çok korkutan bu şey doktorum tarafından benim adıma seçilmiş en tehlikesiz anestezi yöntemiydi. Bacaklarımı hareket ettirdiklerinde beynim boyut değiştirir gibi oluyordu.
Yıllar önceydi. küçük bir kasaba okulundan eve dönüyordum 7-8 yaşında olmalıydım.Karda oynamaya dalmış, soğuktan buz kalıbına dönmüş ayaklarımı ancak yürümeye başladığımda farketmiştim.Pısırık bir çocuk olmama rağmen anksiyeteyle henüz tanışmadığımdan tek düşündüğüm sıcak bir yere ulaşabilmekti..Yürüyemiyordum, annemin gelip beni almasını umuyordum kimse gelmiyordu bütün çocuklar evlerine dağılmıştı. Bir şekilde zar zor eve geldim. Sanıyorum umursanmadığımı anladığım ilk gündü. O duyguyu yıllar sonra bir ameliyat masasında hatırlamak, belki de bu dünyada korkulması gereken şeylerin var olduğunun kanıtıydı.

Anestezici kızdan biraz daha sakinleştirici istedim. Bedenimin altı kaskatı hareketsiz, üstü ise soğuktan titriyor. Oflayıp pufluyordum, birazda söyleniyordum; bu hissizlik, bu karıncalanma tahammül edilir gibi değildi. rahatlamaya ihtiyacım vardı verdikleri yeterli gelmiyordu, uyuşturucu müptelası gibi hep daha fazlasını istiyordum. Galiba fırsat bu fırsat biraz kafa bulayım dedim.
Anestezici kız en sonunda resti çekti "-Hayır! dedi. Halbuki bana verdiği ilaçtan  etkilerinden vs bahsetse  sakinleşirdim kafam dağılırdı. prospektüs okuma gibi bir hobim vardı.
"-Uyusana sen!".Uykum yoktu nasıl uyurdum. Madem uyumamı istiyordunuz ne diye narkoz vermediniz  ki..........! Elinde telefon uğraşıp duruyor. "-Müzik yok mu?" dedim. En kötü ihtimalle Sezen Aksu falan beklerken, ismini bilmediğim basma kalıp bir popçu çıktı."-Kapat!" dedim "-Maalesef tek kanal çekiyor!" dedi. O ara doktorumun "-Damardan ver" deyişi çok manidar oldu. Bir de kahkaha attı. Tanrım bu durumdayken böyle gülmek zorunda mıydı? İkisine de hürmetlerimi yolladım; muhtemelen onlar da bana.... :)

Götü başı sermişim, kıçımda neşterler fink atıyorken; ben bu kıza sarmıştım ve o an telefonundan başka bir şeyi önemsemeyen, hiç hoşlanmadığım bu kızla popüler müzik tartışmasına girmiştim. Odama gelen o pek şeker hemşire olsaydı şimdi keşke dedim. Karşımda bir insan varken mecbur kalmadıkça telefonumu çantamdan dahi çıkarmazdım, hiç aşina değildim bu telefon gençliğine... Sakinleştiricinin uçurucu etkisiyle saçmalamaya başladım. Uyandığımda çoğunu  bulanık bulanık hatırlayacaktım. Hiç etkilemiyor dediğim uyuşturucu, etkisi geçtiğinde utanacımdan yerin dibine gireceğim kadar saçma şeyler söyletmişti. Oysa ben hiç konuşmadan bitmesini planlamıştım bu operasyonun. Operasyon yeteri kadar utanç vericiydi zaten, bir de böyle bir duruma düşmek...

Ameliyat boyunca  "Mar Adentro" filmindeki Ramon'u düşündüm. Ne kadarda haklıydı ötenazi hakkı istemekle, böyle yaşamak çok zordu ve bu dünyada insanın ölmeye bile hakkı yoktu. İyi hissetmek ve kötü hissetmek; ikisine de katlanabilirim, uyuşmuşluk yerine uyumayı tercih ederdim. Bende doktoruma direnecek göt olmadığından "Narkoz vereceksiniz bana işte o kadar!" diyemedim. Aylarca süren bir sürü tetkikten sonra(tükrük bezi biyopsisi kan tahlilleri,tükrük bezi sintigrafisi vs ) "-Bir şey var ama rapor eksik yazılmış teşhis koyamıyorum sıkıntıların devam ederse 4 ay sonra  hepsini tekrar yaptır"diyen götlek Romatoloğuma bile sert çıkamamışken proktoloğuma bunu yapmak caiz değildi.Yine de bunun başka bir nedeni olmalıydı? Babam geldi aklıma, daha ben 1 yaşımdayken, doktorunu siklemediği için 42 yaşında kalp yetmezliğinden siktir olup giden babam. yaşasa 75 yaşında olurdu. Acaba onunda sıçma sorunlarımı vardı? bundan mıydı öfkesi?(Türklerin %80'i hemoroid derler. Hemoroid yanlış sıçmaktan meydana geldiğine göre "Türkler sıçmayı bilmiyor" diyebiliriz) ve rahatça sıçamadıktan kelli bu dünyada yaşamanın ne anlamı vardı...Fakat götümü feraha kavuşturmadan ölmek bile haramdı bana, çıktık bir yola sonu gelecek.Belki de narkoz verilmemesi daha iyi oldu. Çok küçük bir ihtimalle ölsem bile sebebi rektosel ve hemoroid olmamalıydı. Zaten bu hastalıklar öldürmez acı çektirir ve Öldürmeyen her acı güçlendirmez, süründürür.

Ameliyat boyunca ordan oraya atlıyordu zihnim. Ellerimi çözdürdüm, bir fırsatını bulup elimle önümdeki örtüyü kaldırdım doktoru gördüm. Evet, benim doktorum yapıyordu ameliyatı. Bu paranoya benim suçum değil, "lokal anestezi olursan hem ameliyatı benim yaptığımı görürsün" demişti doktor. O bunu söyleyene kadar aklıma böyle bir şey gelmemişti hiç. Neyse onu görünce biraz sakinleştim yine...Bi süre sonra da yanıma gelip "-Bitti geçmiş olsun" dedi. Benim derdim ameliyat değildi ki, yer yer karıncalanan kütük gibi olmuş bacaklarımdı. Kıza sordum 2-2.5 saat sonra düzelir dedi. Doktoruma sordum 5-6 saat dedi. Sonra da Ikıntı  insanlara karşı neden güvensiz!

Vaat edilenden fazlasını istemedim hiç...


1 yorum:

  1. Geçmiş olsun şimdi nasılsın
    Beni bloga gelmişsin hoşgeldin, bende takipteyim seni :)

    YanıtlaSil