31 Ocak 2015 Cumartesi

HASTANEDEN ÇIKIŞ

" Kontrol"


Sabah doktorum geldi. Kalkıp yürümemi istedi. O gelmeden de yürümüştüm zaten ve yolculuk yapma korkularımın geçtiğini görmüştüm.Şiddetli bir ağrı-acı yoktu ortada. Yine "Ben sana demedim mi?" der gibi ukalaca güldü. Her dediği çıkıyordu kahinin.

Son rötusları çekmeye başladı. Bundan sonrası daha önemliydi ona göre. Ben bunu ilk tuvalet deneyimine yoruyorum lakin onun kast ettiği bundan sonraki tuvalet alışkanlıklarıydı. Yine nasıl sıçalacağına dair bir seminer vermeye başladı. Dinlemesi de izlemesi de çok eğlenceliydi bu doktoru. Bu sefer klozette gösteriyordu doğru pozisyonu: "İdrar yapılır.. Derin nefesa ınır, gelen kendilikten boşalır. Olmazsa bir kaç kez daha nefes alınır. ilk hamleden sonra kalkılır 3-4 dakikadan fazla beklenmemeli" Bunlar ameliyat sonrası yapmam gerekenlerdi. Ikınırsam kanamalarım olabilirdi: Ciddi-hayati tehlikesi olan kanamalar. Küçük bir çocuk gibi tuvalet eğitimi almak çok rencide edici olabilirdi doktorum bu işi bu kadar ciddiye almasaydı.

Bir de dediğine göre makat kaslarını çok sıkıyormuşum bu da rektumun doğal dışkılama sürecini olumsuz etkilediği gibi o bölgeye kas yaptırmışım. Ona göre bu aşırı kontrolden ileri geliyordu Emredici bir tonla makat kaslarını sıkmamamı söyledi. Diğer seferinde "götünü sıkma" tabirini kullanarak söyledi. Bir başkası benimle böyle konuşsa yedi ceddini......!Tamam ben de çok fazla argo kullanıyorum ama bunu samimi  çevremde yapıyorum. Doktorumun kullandığı bu argo öyle sanıyorum ki beni rahatlatmak içindi. Çünkü bütün bir tedavi süresince suratım aşağıdaki haldeydi. Sanıyorum bu ifadeye bir de Şüpheci bir kaygı bozukluğu eklenmeli. Yaşadığı onca şeye rağmen emrah rahat ve kaderci bir çocuktu.
Detaylı bir şekilde yapmam gerekenleri anlattı,acil durumlarda saat kaç olursa olsun çekinmeden arayabileceğimi, haricinde 3-4 günde bir durumumla ilgili bilgi vermemi istedi. Hastayla ilgilenmeye :8.5 versem, koruyucu hekimlik yönüne:10 puan verebilirim. Ortalamanın biraz üzerindeydi. Onu diğer doktorlardan ayıran en büyük özelliği ise psikolojik temelli yaklaşımı. Her şeyi iyice konuştuktan sonra babacan bir tavırla, çok önemli gördüğü bir kaç noktaya değindi ve en son şunu dedi:
O an karşımda bir cerrah değil de uzak doğulu bilge bir filozof vardı."Bunu hayatında da uygularsan daha iyi olur" diyip çıktı. Aydınlanmış müritler gibi itaatkar bi gülümsemeyle, onaylarcasına  sessizce kafamı salladım. O çıkınca da "görürsem söylerim......" tarzı bir gülüşle ablama baktım. Haklısın doktor lakin gerçek hayatta işler böyle yürümüyor. Ne demişeler: "Zaman kötü kolla götü". Böylelikle, bunu hayatımın her alanına uygulayamasam da götümdeki kontrole son vermem gerektiğini iyice belledim. Ve ilk kontrol gününden bu güne kadar olan süreyi derin bir analize giriştim. Freud'un ve müritlerinin (lacan, horney, jung...) elbirliğiyle geliriz bu işin de hakkından evelallah.


30 Ocak 2015 Cuma

AMELİYAT SONRASI

"Gaz"

Bütün ısrarıma, "uyuşma geçene kadar  kıpırdatmayın" demelerime rağmen odama doğru yol aldık.Yolda sedyemi iten hasta bakıcı  hemşireyle şakalaşırken, uyuşturucunun etkisiyle gülüyordum; uzakta ablamla konuşan doktorumu farkettim.

Odamdaydım. Ablamın sikimsonik duygusallığı (sen sedyeyle giderken çok kötü oldum vs vs) geçtikten sonra korkularım başladı. Bu hatun bildiğin şabandı, ameliyattan sağ salim çıksam bile Onun elinde hakkın rahmetine kavuşabilirdim.

Doktor geldi,  "oldu bitti işte" der gibi gülümsüyordu. Bense uyuşmanın benim için katlanılmaz olduğunu yarım yamalak ifadelerimle açıklamaya çalıştım, beni anladığını pek sanmıyorum. Tekrar sordum "ayaklarım eskisi gibi olacak mı" diye? Tepki verdi. Bu tepkiyi hakettiğim halde, niyeyse çok bozuldum. Doktorlardan ermiş sabrı beklemek yapılagelmiş en büyük hatalardan biridir, insanlara hata payı bırakmalıyız ki insan olduklarının farkına varabilsinler.Yine de o tepkiyi hatırladıkça bozuluyorum. Gece 11'de geleceğini söyleyip gitti. Üstümü değiştirmek için gelen görevliye, şimdi git ayaklarımı hissedince gel dedim. Telefonla arayanlar oldu çoğu ablamın arkadaşıydı, sahi hiçbir arkadaşıma söylememiştim, zaten bir elin parmaklarını geçmezdiler. Her zamanki gibi en son arayan annemdi. Bir duygu sömürüsü çekeyim derken vazgeçtim; "İyiyim" dedim. Yemene dikkat et, yara iyileşsin, çok dikkat et ıvır zıvırlarını ben de biliyorum anneeeeeeee!  Başka da ne demesini bekliyorsam. Tanrım gerçekten de ciddi ciddi düşünmeye başladım bunu, okulum 2 hafta sonra başlayacaktı, yara çabuk iyileşmeliydi. Bizimki, üstümü değişmeme yardım ettikten sonra kıçını dönüp yattı. ben öylece karşıdaki saate baktım dakikalarca.


Geceyarısı, ablam yatağı katlayıp; beni öldürmeye çalışırken doktor geldi. Ayaklarımın uyuşması geçmişti daha iyi hissediyordum. Bu sefer ilk sıçma korkusu başgösterdi. Fakat söz vermiştim bir mürit gibi doktoruma itaat edecek çok fazla kaygılanmayacaktım. şuanda tam hatırlayamadığım bir konuşma geçti. "Ya tuvaletimi yapamazsam" dediğimi hatırlıyorum.
 "-Gaz çıkarardın mı" dedi.
 "-Evet".
Gerçekten de bir sürü gaz çıkarmıştım ama farklı frekanstaydı. Eskiden genişlemiş rektumumda birikip birden çıkan gaz videodaki "raspberry" tipindeydi. Sırf bu yüzden zengin olup müstakil bir ev alma hayaline düştüydüm. Hatta üst kattakiler bu yüzden mi taşındılar diye içim içimi yemişti bir ara.





....Şimdi daha farklı bir şekilde: Sesi görece azalmış, azar azar, yavaş yavaş, acıtmadan çıkıyordu. Ama hala bolca çıkıyordu. Gaz çıkıyordu çıkmasına mühim olan sıçmaktı. Tecrübelerim, bana bu olayın,  kesilip biçilmiş boşaltım organımda derin hasarlar yaratacağını söylüyordu.Bok gaza benzer mi hiç. Doktora kalsa "Mermiyi namluya koyacak kadar ıkınma kafiydi"  Ne mermisi? Bildiğin tabanca namlusuna top güllesi koyuyordum. Yine sordum "Ya yapamazsam?" ve doktorun cevabı:

Bunca zaman yanlış sıçıp götümü bu hale getirmiş olan ben "Klavuzu gaz olanın burnu boktan çıkmaz" tarzı iğrenç bir espri yapamazdım. Sessizce onayladım. O da ben de biliyorduk ki: o gün gelene kadar korkularım sürecekti. Şimdilik "-Peki ulu manitu" demek  münasipti. "Ben bu konuda her şeyi biliyorum" diyen bir güvenle, ona güvenmemi salık vererek, sabah geleceğini söyledi ve çıktı. İlk sıçma korkusu, karnımdaki şişkinlik ve yanımdaki Şabanın sakarlıklarıyla başbaşa kalmıştım...

İlk kez sürgüye işemiş, ilk kez yatağa işemiş, ilk kez kıçıma pansuman yaptırmıştım. 34 yaşındayım ve "sırada ne var" diye soruyorum korkarak... Sıradakileri karşılamak üzere geçmişimle derin bir mücadeleye girişmiştim farkında olmadan. Duvardaki saate bakarak, serumun iğnesini korumak adına temkinli bir şekilde uyumaya karar verdim... 

Şimdiye kadar her şey yolunda...


29 Ocak 2015 Perşembe

AMELİYAT GÜNÜ -II-

-Popüler Müzik Krizi-


Ameliyathaneye girdim, diğer sedyeye geçmem söylendi.Yalnızlık duygusuna aşina olduğumdan herkesin söylediği gibi abartı bir yalnızlık hissetmedim. Buna rağmen tek tanıdığım kişi olan Doktorumu arıyordu gözlerim. Üzerimdeki ince ameliyat giysisinin verdiği çıplaklık hissi gerginliğimi artırmıştı.doktorumun söylediği "çıplaklık(göt bölgesi için) insanın son kalesidir" cümlesi geldi aklıma.Ona göre insanlar savunma amacıyla o bölgedeki sıkıntılarını tek başına yaşıyorlardı. Haklıydı...
Bir sürü kişi bir öteye bir beriye dolanıp duruyorlardı, meşguliyetleri her hallerinden belli halde; Giydikleri giysilerden yaptıkları işi çözmeye çalışıyordum, bir yandan da kapıya bakıyordum; hala vazgeçebilirdim, hala korkularım vardı: Ameliyatta kas gevşetmeye gerek duyulursa dışkı kaçırma gibi bir tehlikesi olurdu ve bu olursa, "götü boklu" deyimi benim için kullanıldığında, gerçek anlamına ulaştırırdı şüphesiz.

Bir kadın oramı buramı çekiştirirken,
"-Napiyorsunuz?" diyebildim.
"-Napabilirim ben sana, ameliyata hazırlıyorum!" diye bağırdı.
Hiçbir şey söyleyemedim, sadece ağlamak istedim,  ağlamaya utandım ve tuttum kendimi...Yapmam gerekenleri bana söylemek bu kadar mı zordu da öküz gibi bağırıyordu. Bir an omzumda bir el hissettim, tanımadığım bir adam:
"-Bu kız ameliyat başlamadan bayıldı korkudan" diyor, karşıdaki kıza... Omzumdaki bu yabancı el nedeniyle iyice gerildim, büzüldüm. Anestezi için iğne yapılacak dendi ama doktorum yoktu.
"-Doktor gelince yapın" dedim. Beklediler. Kim olduğunu bilmediğim bu adam, vıcık vıcık yapmacık şefkatiyle beni sakinleştirmeye çalışıyordu "kızımlar", "canımlar", "güzelimler " havada uçuşuyor. Ağdacı kadın geldi aklıma... Tiksindim. Benim şefkate değil, belirsizlikten doğan korkularımı yatıştıracak bir bilgilendirilmeye ihtiyacım vardı. Bu adamsa bunu yapacak yetkinlikte değildi. Beş parasız gelsem, yüzüme bakmayacak kişilerin zoraki vıcık vıcık ilgisi korkularımı daha bir körükledi. Madem amaçlarımız belli, herkes yerini ve haddini bilecek! Zaten Toplumsal Alış-veriş Kuramında insan ilişkilerinin temelini iyice bellemiştim, hayatım boyunca beni insanlardan uzaklaştıran o duygu kuramsal bir halde oturmuştu kafama.
"-İyiyim ben!" diyip, omuz silkerek, omzumdaki elden kurtulmaya çalıştım. İyi değildim aslında, nedenini bildiğim o boğulma hissini yaşamaya başladım, içimdeki huzursuzluk artarak anksiyete nöbetine dönüştü. İyi bilirdim, bu halde asla konuşamazdım; Boğazımda düğümlenirdi kelimeler. Bu halimi farketmesinler diye gösterdiğim çabayla iyice yorgun düşmüşüm farkında olmadan

Sonra doktorum geldi, ameliyathane giysileriyle..."-Nasılsın" dedi, konuşacak halim yoktu. Bu tanıdık ses daha iyi hissetmemi sağladı. Anestezi uygulamasından bahsederek yapmam gerekenleri söyledi. Öbür adam arkamda belime bir şey sürüyordu.
"Anestezi uzmanımı?" diye sordum. "-Evet" dedi. Daha kendini ve yaptığı işi tanıtmaktan aciz bu amele, anestezi uzmanıydı evet. Bizim doktorlarımızın çoğunun ciddi bir iletişim sorunu vardı. Benim de iletişim becerilerim pek yüksek sayılmazdı fakat  sosyolog bile olsam, en azından insanları etkileyebilecek böyle işlerde çalışmayı planlamıyordum. Hayatımı, öğrenmeye, düşünmeye adamış, profesyonel bir öğrenci olarak idame ettirebilirdim.
Kollarımı kıpırdatacak oldum, doktorum tuttu. Rahatsızlık duymadım, benim doktorum, gerçekten de nerde ne yapması gerektiğini bilen, hasta psikolojisinden anlayan bir adamdı. Böyle olmasaydı bu noktaya zor gelirdim.Yaklaşık 5-6 yıl önce gastroentoroloji doktorunun yolladığı kolonoskopiden sırf o doktorlara güvenmediği için kaçan bir ben vardı. Bunu düşündükçe de sövüyordum doktora, sen beni ikna etmeseydin ben burda bu halde olmazdım diye ...........! Yine güven veren bir sesle önüme bakmamı söyledi. "Köpek görmüş kedi gibi" tabirini kullandı. Zaten köpek görmüş kediden ne farkım vardı ki...O amele doktor da tam o sıra belime iğneyi yapıyordu. Korkudan ölüyordum, ya yanlış yaparsa felç kalırsam diye...Amele falan bir yana, Allah için iyi iş çıkardı, hiç acımadı... Herşeye rağmen işini iyi yapan her insana saygım çok büyüktü.

İlerdeki bir hemşire, diğer ikisine "hemoroidmiş" diyor. Yüzlerine bakıyorum farklı bir şeyler var. Tanrım neden bu kadar kalabalıktı ki burası!? Kalp ameliyatı olsam bu kadar korkmazdım.
İçimden "Doktor işini iyi yap ve ben bu illetten ebediyen kurtulayım, bu az gelişmiş coğrafyada, bu sorunla  başa çıkacak gücüm kalmadı" diye dua etmeye başladım.Cevap geldi "-Sevgili Stirnerciğin olsa meselesini hiçe bırakırdı, sen sıkışınca tanrının izniyle doktoruna bırak .. oh ne ala".

Sedyeye uzanırken bacaklarıma doğru bir uyuşukluk, bir sıcaklık yayıldı. En berbat kısmına(uyuşma) gelirken sakinleştirici verdiler..."-Tanrım neden ben!" Az sonra kaskatı kesilen bacaklarıma karıncalar hücum edecekti. Hiçbir şey hissetmeyeceksin dedikleri şey: Üstüne  yattığınızda uyuşan kolunuz ya da ayağınızdaki duyguydu. Ve beni ağrıdan, acıdan daha çok korkutan bu şey doktorum tarafından benim adıma seçilmiş en tehlikesiz anestezi yöntemiydi. Bacaklarımı hareket ettirdiklerinde beynim boyut değiştirir gibi oluyordu.
Yıllar önceydi. küçük bir kasaba okulundan eve dönüyordum 7-8 yaşında olmalıydım.Karda oynamaya dalmış, soğuktan buz kalıbına dönmüş ayaklarımı ancak yürümeye başladığımda farketmiştim.Pısırık bir çocuk olmama rağmen anksiyeteyle henüz tanışmadığımdan tek düşündüğüm sıcak bir yere ulaşabilmekti..Yürüyemiyordum, annemin gelip beni almasını umuyordum kimse gelmiyordu bütün çocuklar evlerine dağılmıştı. Bir şekilde zar zor eve geldim. Sanıyorum umursanmadığımı anladığım ilk gündü. O duyguyu yıllar sonra bir ameliyat masasında hatırlamak, belki de bu dünyada korkulması gereken şeylerin var olduğunun kanıtıydı.

Anestezici kızdan biraz daha sakinleştirici istedim. Bedenimin altı kaskatı hareketsiz, üstü ise soğuktan titriyor. Oflayıp pufluyordum, birazda söyleniyordum; bu hissizlik, bu karıncalanma tahammül edilir gibi değildi. rahatlamaya ihtiyacım vardı verdikleri yeterli gelmiyordu, uyuşturucu müptelası gibi hep daha fazlasını istiyordum. Galiba fırsat bu fırsat biraz kafa bulayım dedim.
Anestezici kız en sonunda resti çekti "-Hayır! dedi. Halbuki bana verdiği ilaçtan  etkilerinden vs bahsetse  sakinleşirdim kafam dağılırdı. prospektüs okuma gibi bir hobim vardı.
"-Uyusana sen!".Uykum yoktu nasıl uyurdum. Madem uyumamı istiyordunuz ne diye narkoz vermediniz  ki..........! Elinde telefon uğraşıp duruyor. "-Müzik yok mu?" dedim. En kötü ihtimalle Sezen Aksu falan beklerken, ismini bilmediğim basma kalıp bir popçu çıktı."-Kapat!" dedim "-Maalesef tek kanal çekiyor!" dedi. O ara doktorumun "-Damardan ver" deyişi çok manidar oldu. Bir de kahkaha attı. Tanrım bu durumdayken böyle gülmek zorunda mıydı? İkisine de hürmetlerimi yolladım; muhtemelen onlar da bana.... :)

Götü başı sermişim, kıçımda neşterler fink atıyorken; ben bu kıza sarmıştım ve o an telefonundan başka bir şeyi önemsemeyen, hiç hoşlanmadığım bu kızla popüler müzik tartışmasına girmiştim. Odama gelen o pek şeker hemşire olsaydı şimdi keşke dedim. Karşımda bir insan varken mecbur kalmadıkça telefonumu çantamdan dahi çıkarmazdım, hiç aşina değildim bu telefon gençliğine... Sakinleştiricinin uçurucu etkisiyle saçmalamaya başladım. Uyandığımda çoğunu  bulanık bulanık hatırlayacaktım. Hiç etkilemiyor dediğim uyuşturucu, etkisi geçtiğinde utanacımdan yerin dibine gireceğim kadar saçma şeyler söyletmişti. Oysa ben hiç konuşmadan bitmesini planlamıştım bu operasyonun. Operasyon yeteri kadar utanç vericiydi zaten, bir de böyle bir duruma düşmek...

Ameliyat boyunca  "Mar Adentro" filmindeki Ramon'u düşündüm. Ne kadarda haklıydı ötenazi hakkı istemekle, böyle yaşamak çok zordu ve bu dünyada insanın ölmeye bile hakkı yoktu. İyi hissetmek ve kötü hissetmek; ikisine de katlanabilirim, uyuşmuşluk yerine uyumayı tercih ederdim. Bende doktoruma direnecek göt olmadığından "Narkoz vereceksiniz bana işte o kadar!" diyemedim. Aylarca süren bir sürü tetkikten sonra(tükrük bezi biyopsisi kan tahlilleri,tükrük bezi sintigrafisi vs ) "-Bir şey var ama rapor eksik yazılmış teşhis koyamıyorum sıkıntıların devam ederse 4 ay sonra  hepsini tekrar yaptır"diyen götlek Romatoloğuma bile sert çıkamamışken proktoloğuma bunu yapmak caiz değildi.Yine de bunun başka bir nedeni olmalıydı? Babam geldi aklıma, daha ben 1 yaşımdayken, doktorunu siklemediği için 42 yaşında kalp yetmezliğinden siktir olup giden babam. yaşasa 75 yaşında olurdu. Acaba onunda sıçma sorunlarımı vardı? bundan mıydı öfkesi?(Türklerin %80'i hemoroid derler. Hemoroid yanlış sıçmaktan meydana geldiğine göre "Türkler sıçmayı bilmiyor" diyebiliriz) ve rahatça sıçamadıktan kelli bu dünyada yaşamanın ne anlamı vardı...Fakat götümü feraha kavuşturmadan ölmek bile haramdı bana, çıktık bir yola sonu gelecek.Belki de narkoz verilmemesi daha iyi oldu. Çok küçük bir ihtimalle ölsem bile sebebi rektosel ve hemoroid olmamalıydı. Zaten bu hastalıklar öldürmez acı çektirir ve Öldürmeyen her acı güçlendirmez, süründürür.

Ameliyat boyunca ordan oraya atlıyordu zihnim. Ellerimi çözdürdüm, bir fırsatını bulup elimle önümdeki örtüyü kaldırdım doktoru gördüm. Evet, benim doktorum yapıyordu ameliyatı. Bu paranoya benim suçum değil, "lokal anestezi olursan hem ameliyatı benim yaptığımı görürsün" demişti doktor. O bunu söyleyene kadar aklıma böyle bir şey gelmemişti hiç. Neyse onu görünce biraz sakinleştim yine...Bi süre sonra da yanıma gelip "-Bitti geçmiş olsun" dedi. Benim derdim ameliyat değildi ki, yer yer karıncalanan kütük gibi olmuş bacaklarımdı. Kıza sordum 2-2.5 saat sonra düzelir dedi. Doktoruma sordum 5-6 saat dedi. Sonra da Ikıntı  insanlara karşı neden güvensiz!

Vaat edilenden fazlasını istemedim hiç...


28 Ocak 2015 Çarşamba

AMELİYAT GÜNÜ -I-

 (BAŞLAMA NOKTASI 16 OCAK)


 Bursa'ya doğru tekrar yol alıyorum, yanımda ablam içimde bir sürü kaygıyla... Otobüsün en arka koltuğuna düşmüşüz.Hiç sorun değil; böylelikle kimseyi rahatsız etmeden rahatça içimi döküp ablamın kafasını sikebilirdim vesveselerimle...İnsanlar nedense hep ön koltukları seçerlerdi bense herşeyi kontrol edebilmek adına arka planda kalmadı tercih ederdim.Sürekli söyleniyorum,  o dinliyor, biraz da endişeli. Hiç ameliyat tecrübesi geçirmemişti ve bu nedenle durumumu küçümsemiyordu.

İnanılmaz sıkıştım, stresin ve rektoselin de etkisiyle artık çişimi tutamayacak haldeyim. Yalova terminalinde mutlaka bırakmalıyım. "5 dakikalık molada yapar çıkarım ne olacak" dedim gittim. Klozet denk geldi. Şimdi işin yoksa tuvalet kağıdı sermeye çalış; Binbir türlü mikrop vardır buralarda, tevekkeli değil sıçma derdine düşmem(Doktorun "hijyen takıntısı sebebiyle" lafı çınlıyor kulağımda). İkinci deneme başarılıydı, oturdum... Çişimi yapmanın verdiği rahatlamayla tam kalkacağım, o da nesi? Büyüğü de dayandı...Daha dün akşam yaptım kitapsız!.Götüm benle dalga geçercesine "yapmadan kalkmak yok" diyor. Araba kalktı kalkacak. Yahu ben niye ameliyat oluyorum, madem her gün sıçabilecektim bu korkuyu niye çekiyorum? Umurunda değil, diretiyor, başladım yapmaya...Bilinçaltımın bir oyunu olduğundan o kadar emindim ki...Aklı sıra burada oyalatacak, arabayı kaçırtacak. Bir yandan da fişfikliyor: Boşver götünü, cebindeki parayla başka bir şehre bilet al; herşeyi geride bırak ,yepyeni bir hayata başla...Bu göt bana rahat vermez diyorum  acele ile temizlenip(kırklanmak diyelim) çıkıyorum koşarak, bir yandan da pantolonumun fermuarını kapadım mı diye bakıyorum bir kaç kez (hafiften obsesif kompülsüf belirtilerim var)... Nedense çok paniklemedim. tam terminalden çıkacakken yakalıyorum otobüsü. Araca binerken soför sert sert bakıyor "ne var yani sıçmayalım mı" diye bakıyorum,  fakat:
"-Afedersiniz" diyerek oturuyorum. Attım içime bir birikinti daha...Ablam ayakta karşılıyor sinirli bir halde:
"-Nerdesin? Ben mi gidip ameliyat olacam, zar zor beklettim adamı!" diyor.
"-Bekletmeseydin n'apim" dedim...Anladı, üstelemedi fazla...

Doktorun muayenehanesine girdik. Doktor güvenimi sarsacak birşeyler yapsa ben de iptal etsem diye bakınıyorum. Ne mümkün, adamın ifadeleri, bakışları kendinden emin bir halde boşuna endişeleniyorsun diyor...Endişelerimi anlatıyorum, sabırla dinliyor. En sonunda: "Ikıntı kafanda şüphelerin varsa olma ameliyat!" diyor anlayışla...Şimdi olmazsa asla yapamayacaktım...

Hatanedeki odamdayım...310 numaralı oda denk geldi. Be mübarekler bu cenabet numarayı bana düşürmek içün çok mu uğraştınız? Kendimi sakinleştirmek adına Pisagor'a dönüyorum yüzümü..
3= uyum düzen
1=mutlak
0= ?         0 diye bir şey yok yunan felsefesinde; 0/yokluk/ eksiklik, doğuya özgüdür...

Baştan başla!
 3=uyum düzen 10=herşey ondan çıkar, göksel tanrısal ve insana da aittir..
Sorun yok artık, extra kaygılanacak bir şey kalmadı. Götümün nşa'da üçbuçuk atma durumuna dönebilirdim.
Döndüm. Ne demişti doktor: "Tuvalete git bekle gelirse yap gelmezse ben boşaltıp temizleyeceğim". Lavman yapılmayacaktı, ameliyatı olumsuz etkileyebilirdi...Arabada yapmıştım akşam da yapmıştım gelmezdi daha... Odada bir öteye bir beriye dolanıp ablamın kafasını ütülüyorum. Bir yandan da odanın dekorunda geziniyor bakışlarım...On yıl önceydi; ananemin tedavi için yatırıldığı SSK hastanesi geldi aklıma. Odada 3-4 yatak vardı, duşu bırak, tuvaleti dahi yoktu. 3-4 ay sonra da ölmüştü... Gördüğüm 3. özel hastane odasıydı, 3'ü içinde en iyisiydi. Çalışanları da böyleyse sorun yoktu. Hastabakıcı sedye ile geldi. Acaba hastalığımı biliyor muydu? Kesin biliyordur, garip bakıyordu. Önceki tecrübelerimden biliyordum: hemoroid ameliyatı olan arkadaşımdan...Devlet hastanesinde olmuştu iki kere hem de, ikincisinde yanında kalmıştım. Götün; gözden, kalpten farkı neydi de bu kadar baştan savma, ciddiyetsizdiler diye soruyordum kendime. Pansuman eden adamın yüzünün kıpkırmızı olduğunu hatırlıyorum, keza doktoru da pek normal davrandı diyemem... Tıpta utanma olmaz derler. Tıpçılar böyleyken biz utanmışız çok mu? Bu coğrafyada sıçmak zor ,sıçma sorunlarını çözmek daha da zor.

Üstüme önlüğü giydim, başıma boneyi taktım "çişimi de yapıp gideyim" dedim. Git gidebilirsen; Büyüğü gene dayandı. "Korkudan altına sıçmak" deyimi tam da bu durumu karşılıyordu. 24 saat içinde üç kere...Haftada 2 kere kakasını yaptığına şükreden biri için rekor denilebilirdi. Olsun doktor çok uğraşmaz işte temizlikle... Dışardan sesleniyorlar. Ödüm bokuma karışmışsa da, bunu belli etmemeye çalışarak çıkıyorum.

Tutuyoruz ameliyathanenin yolunu...

26 Ocak 2015 Pazartesi

BAŞLAMA NOKTASINA DOĞRU

Pimpirikli bir şekilde ameliyat gününü (16 Ocak) bekliyordum. İlk günler kolaydı. Bir gün daha var bir gün daha var diyerek avuttum kendimi. 15 yıl boyunca bu şekilde ertelemiştim aslında ve o gün ki ahvalim, hayatımın yekünü gibiydi. Hayatım  50. kattan düşen adamınki gibiydi. Her tuvaletten sonra "Çok şükür bu sefer de barsaklarım kıçımdan dışarıya çıkmadı" diyordum. Bu şekilde büyüttüğüm Rektoselim neyseki orta seviyede idi. İleri seviyeler rahim sarkması yapabiliyordu.

"50 katlı apartmanın tepesinden düşen bir adam, her katta kendini rahatlatmak için şöyle der. "şimdiye kadar her şey yolunda", .."şimdiye kadar herşey yolunda"... Önemli olan düşüş değil, yere inmektir."


15 Ocak geldi çattı... deli gibi interneti arıyor tarıyordum... Vesveselerim ayyuka çıkmış, feveran ediyordu. Can havliyle bir  o siteye, bir bu siteye koşuyordum. O ara bir proktolog'un sitesini daha keşfettim. Gayet mantıklı şeyler söylüyordu. Götteki sorunları ancak bir proktolog çözebilir diyen niceliksel araştırmalar vardı. Benim doktorum da bir Proktologdu. Peki ama ya bu adam daha iyi bir uzmansa? Tecrübelerim, korkuyla yaptığım seçimlerin en kötü sonuçla biten seçimler olduğunu göstermişti  bana. Bununla birlikte doktor değiştirirsem sil baştan yapmak gerekirdi ve bu adamın fotoğrafına baktığımda kötü bir stand-upçıdan başka bir şey görmüyordum. Bir cerrah neden pis pis sırıttığı bir fotoyu internet sitesine koyar ki? Hafif bir gülümseme olabilir belki...Benim doktorumun fotosu da bir garipti aslında. Her neyse, ameliyat için bu Cem Yılmaz'dan bozma adama gitmeyeceğimi biliyordum.

Ablam işleri akışına bırakan rahat bir kadındır fakat herkesten/herşeyden çok çabuk etkilenir. Şüphelerimi söylediğimde "-Hımm ozaman bekle, yaz ayında ameliyat ol, hem araştırırsın iyice" diyor. "-Olmaz! bir an önce çıksın aradan..doktorum iyiymiş, sitesindeki yorumlarda çok olumlu" diyorum. "E tamam o zaman, ol gitsin, kurtulursun işte" diyor. Ona kalsa her yol romaya çıkar. İşin garibi, benim 4 sorunumdan 4'ü de hayatının bir döneminde az çok onu da bulmuştu.Bir şekilde hepsiyle başetti.Şu anda çok rahat sıçıyormuş. Yine ona kalsa, çok stresli olduğum için geliyordu bunlar başıma.

"Olacakla Öleceğe bir de göte gireceğe çare yok" deyip interneti kapadım, çantamı hazırlamaya başladım. Sonra, biraz geç de olsa derin bir uyku...

İLK ADIMA DOĞRU (10 OCAK)

9 Ocak için aldığım proktoloji randevusunu, adet düzensizliğim (4 temel sorunumdan birinin müsebibi) nedeniyle 12 Ocak'a ertelemiştim. 10 Ocak'da da 4 sorunumdan birinin (Hırsiutizm:Aşırı kıllanma) muayeneye engel olmaması için ağdacının yolunu tuttum.

Kapıdan girdim şükürler olsun ki salon boştu. Nedense buralardaki kokoş kadınların bakışlarına tahammül edemiyordum. Salon boştu ama ilk ağda yaptırdığım kişi olan "Ü" yoktu. salonun sahibi olan kadın "Aman ne olacak  alalım iki dakkada be yavrum" dedi yapmacık bir şefkatle. Nasıl olurdu? İlk defa ağda yaptıracağım bir bölgeyi, en azından bacaklarımı görmüş birine aldırmalıydım. Fakat yarın kapalıydı salonve benim pazartesiye randevum vardı, çaresiz kabul ettim. Hem belki böylece utanma duygularımda bir gerileme olurdu.

Kabine geçtim., hazırlandım. Çok gergindim;kadın yıllanmış uzmanlığıyla gerginliğimi alabilmek için çıplaklığıma adeta kayıtsızdı. Yine de onda beni rahatsız eden bir şeyler vardı. Ezik bir sesle durumumu anlatmaya başladım. Beni rahat ettirmek için elinden geleni yaptı. Özel bölgeye geldiğinde, birden geçirdiği hemoroid operasyonundan, yıllar boyu neler çektiğinden bahsetti. Gerginliğime acı da eklenince titremeye başladım. Yine titrek düşüncelerle "tanrım neden ben?" "Dahası neden bu bölge?" diye söylendim. Hala titriyordum. "Soğuk mu?" dedi. "-Hayır acıdan heral..dd..e..". "-Ah yavrum sinirlerin boşaldı...".dedi.
 Hakikaten de öyleydi. Oysa geçmişte bu acının kat be kat fazlasını saatlerce tek başıma çektiğim olmuştu. Bu arada iyice meraklanmıştım, kadının hemoroidi üzerine sorular sormaya başladım. Kimbilir, eğer aynı sorunu yaşıyorsak onun doktoru bana çare olabilirdi. Fakat onda sadece hemoroid olduğunu, aile boyu genetik bir durum olduğunu; doktorunun yaptığı ameliyatsız(ip ve jilet kullanılarak yapılan) bir işlemden sonra, üstünden dört yıl geçmesine rağmen nüksetmediğini öğrendiğimde benim çözümümün onda olmadığını anladım.

Kadın işin uzmanıydı ama yaptığı işteki özensizlik her halinden belliydi. Üstelik vıcık vıcık yapmacık bir şefkat hakimdi hareketlerine. Bu hareketler beş yaşında bir kız çocuğu gibi hissettiriyordu beni. Ü geldi aklıma: herşeyi kararınca olan, naif, ağırbaşlı bir kadın. Hani söylenmek istenilenden fazlasını sormayan, sıkmayan insanlar vardır, onlardan işte...Bense bahtsız bedeviliğimle stv'nin ajita dizilerinden fırlamış bu kadına düştüm

 Durumu dramatize edip yumuşak  bir sesle iyi dileklerini sunuyor dua edeceğini söylüyor...Sonra birden "Günahlarımızın kefareti olsun bunlar..." dedi. O an ağlamak istedim. Ne günahı be kadın!? Ben bunu hakedecek bir günah işlemedim! Ne kimseyi sömürdüm, ne çıkarlarımın/arzularımın kölesi oldum.Okumaktan öğrenmekten başka günahım yok benim! Tamam, kabul ediyorum; ara sıra Stirner'ciğimle dinin ve ahlakın işlevini sorguladığım olmuştur. Bununla birlikte radikal anarşiye meyilli hayat görüşüm teoriden ileri gitmedi, gidemedi. Bunları pratikte uygulayacak göt yoktu bende. Anal seks bile yapmadım ben. Yapmadığım halde böyleyse yaparsam n'olur, düşünmek dahi istemiyordum.
Tek suçum yanlış şekilde sıçmaktı, yani ıkınarak! Ve bu kadın kimbilir kaç aşüfteden edindiği yanlış önyargılarıyla bakmıştı bana muhtemelen. Gerçi görünüşümde aşüfteye benzemiyor değil hani; kuaförüm sağolsun tipsiz kaşarlara benzetmeşti beni, çok fazla açtığı saç rengimle... İşin garibi, son bir yılda anal seks yapan iki kişiyle konuştum ve hiçbirinde bendeki sorunlar yoktu. Ha anal seks sonrası bu durumu yaşayan kişileri de gördüm ne diyim en azından keyfini sürmüşler. Kimseyi yargılamıyorum da  Tanrı varsa, adaleti nerde diye sormaktan kendimi alamıyorum; Bütün ilahi dinlerde anal seks yasaktır. Acıyla gelen bu saçma sapan düşüncelerime siktiri çekiyorum. Kendi götündeki problemleri hallettinde anal seks üzerinden tarısal olanı sorgulamak kaldı. İnsan böyle bir mahluk işte acısı arttıkça saçmalaması da saldırganlığı da artar.
Kadın işini bitirmek üzereyken bu kadar utanmama gerek olmadığına değindi. Ona kalsa ikimizde kadındık ve tıbbi nedenle götüme girecek erkek elinin sayısının haddi hesabı yoktu. Bunu "parmak atmak" tabirini kullanarak dile getirdi. O an kusabilirdim bu kadının cahilliğine. Benim sorunum karşımdakinin cinsiyeti değildi ki. Benim sorunum cinselliğin bu derece tabu olduğu bir coğrafyada, cinselliğin bu derecede tabu olduğu bir bünyeyele sağlık sorunumu çözmeye çalışmak. Hem  "Parmak atmak" nedir yahu. Cinsel imayla yüklenmiş bu sözü tıpta kullanmak niye? Hiç başlamamalıydım bu işe... Gerçi her an vazgeçebilirdim...Yarımyamalak aldığı popomla  hafif bir acı ve uyuşmayla; utanma duyguma eklenen sinir boşalmasından sonra gelen bir rahatlamayla salondan çıktım. Yaklaşık bir ay önce acı, ağrı ve sıçma sorunlarımla girdiğim 33. yaşımı düşündüm. Sahi ben ne ara bu hale geldim?

24 Ocak 2015 Cumartesi

İLK ADIM SONRASI (12 OCAK)

Durağa geldiğimde; yerler, ağaçlar beyazlamaya başlamıştı bile. Otobüs beklerken,yaşayacaklarımdan habersiz "neden ben" diye kendi duyabileceğim bir sesle söyleniyordum,
cevabını bildiğim halde.
"-Tanrım sırada ne var?"
Cevap gecikmedi
"-Bunlar da olmasa hatırlayacağın yok hani"
Durağın sınırlarını aşmadan ileri geri yürümeye başladım. Tekrar sordum "neden ben?" Bu sefer cevap doktordan geldi:



Bilgiye öğrenmeye açık biriydim oldum olası fakat günün birinde bir başkasından nasıl doğru sıçılacağını öğrenmek aklıma gelmemişti hiç.
Ufukta sarı otobüs göründü, terminal mi değil mi diye anlamaya çalışırken,durağa uğramadan vın diye geçti gitti. Ne biçim bir sistemi vardı buranın benim şehrimde otobüsler, duraklarda durmak, en azından yavaşlamak zorundadır. Arkasından seslendim (küfür etmiş de olabilirim).Kar hızını artırdı,  bu şehri hiç bilmiyorum, taksi yok, otobüs yok ve ayaklarım donmak üzere, hatta sanıyorum uyuşmalar başladı. O kadar soğuk ki, tabiri caizse insanın götündeki bok bile donabilirdi.Götümdeki sorunları halletmek üzere geldiğim bu şehirde nerdeyse donarak ölecektim. Neden bütün aksilikler beni buluyordu. 2 saati böyle geçirdim sonra metro ile merkeze geldim oradan taksi bulmak umuduyla. Burada da değişen bir şey yoktu.Terminale giden bir otobüs gördüm, durağın biraz ilerisinde felç olmuş trafikte bekliyordu, açmadı kapıyı...Çaresiz durağa geri döndüm. Sonra bir baktım başkalarını alıyor otobüse, Otobüsün yanına gittim ağzıma ne gelirse sayıp durağa döndüm tekrardan. bir saati de böyle doldurdum. Sonra trafikte ilerlemeye çalışan boş bir taksi gördüm Pink Floyd'u görsem bu kadar sevinmezdim. 15 dakikada alınabilecek yolu 1 saatte aldık sinirlerim boşaldı sanırım söylenip duruyorum belediye şöförlerine.. O da onaylayıp "haklısın abisi böyle bunlar " diyor. Bana kalırsa halinden pek memnundu. Terminale vardığımda bütün seferlerin iptal edildiğini öğrendim. Son bir hamle yapıp yaşadığım şehrin en kötü otobüs firmasına uğradım. Bileti aldım 3 saatlik yolu 5 saatte aldık eve vardığımda saat 12:45 civarıydı.
Geçici bir huzura dahi erişemeden başlıyorum düşünmeye "Neden ben?" Daha da mühimi neden götüm?  Eğer vücudumda bir sorun çıkacaksa bu beynim, kalbim ya da sinir sistemim olur sanırdım. Ne bileyim, mesela bir beyin tümörü daha afili duruyor...

Uyumadan önce aldığım ameliyat kararını gözden geçirdim. Bunca aksilik bir işaret olabilir miydi? Doğru zaman ve doğru doktor değilse? Rektosel için az riskli bir yöntem gelişmemişti henüz. Doktora kalsa onun mevcut  ameliyat yöntemlerinden modifiye ettiği kendi yöntemi en iyisiydi. Hep öyle derler zaten. Çok yorulmuştum sonra düşünürüm deyu uyuyuverdim... Ertesi gün yakınlarımla konuştum. Ne olacaksa olsun diyip 16 ocak için gün aldım.

21 Ocak 2015 Çarşamba

İLK ADIM (12 Ocak)

Hafif bir lodos esiyor, günlerden pazartesi, sabahın körü ve ben götümün derdine derman için Bursa yollarındayım.
Yanıma kitap aldım, okuyayım diye, böylelikle kafam dağılsın; kulaklığımı da aldım okuyamazsam müzik dinlerim. Bilirim müzik kadar hiçbir şey sakinleştiremez beni, hem kafamdaki fikfiklerle, okuduğum kitabın ırzına geçmenin manası neydi? Dediğim gibi de oldu ya...kitabı bıraktım, kah Vivaldi kah bach eşliğinde yalova'ya kadar geldim. uzunca güzel bir sahil kenarından geçiverdik. İçimde hem umut var hem korku. Hangisi daha baskın çıkar bilemiyorum bu nevrotikliğimle...

Ne kadar kısa sürdü bu yol. Aslında geç bile kalmıştım muayeneye...Bursa'yı bilmediğimden Bursalılar'a sordum gideceğim yeri...hiçbiri bilmiyor; belediye şoförleri bile! Doktorum ulaşım konusunda yardımcı oldu ve ben muayene için doktorun bol aksesuarlı odasındayım artık. Götüm üç buçuk atarken gözüm koca götlü dört fil heykele takıldı, matruşka gibi büyükten küçüğe sıralanmış dört fil. Yıllar önce izlediğim "Fil Adam" filmi geldi aklıma ve bu çağrışım çok manidar olmuştu benim durumumda. Az sonra götüme girecek şeyleri düşünmemeye çalışarak başladım doktora derdimi anlatmaya. O az önce doldurduğum ön bilgilendirme formuna bakıyor  "başka...?" diye soruyor. Anlattım, O da ön tanıyı koyup bilgilendirmeye başladı. Doktorun sitesinde okuduğum teknik bilgiler ve zaten bildiğim bir sürü psikolojik nedeni, eğlenceli sıkmayan hafif argo bir üslupla anlatıyordu. Zaten onu tercih etmemin nedeni olaya psikolojiyi, toplumbilimini ve kendi uzmanlığını birleştiren bütüncül bakışı değil miydi? Yıllarca derman aradığım bu göt sendromuna çözüm, sadece proktoloji alanında olamazdı. Zamandan kazanmak için, kibarca, bunları az çok bildiğimi söyledim benim istediğim tıbbi  anatomik bilgilerdi.. Aslında "sen giderken ben dönüyordum" demeyi de isterdim de oldum olası tıp uzmanlarına sert çıkamıyordum. Bir de öyle bir rahatlığı,  kendine güvenen hali vardı ki, benim gibi güvensiz, kararsız birinin itaat etmemesi için hiçbir neden kalmamıştı.
Doktorun internet sitesiyle tanışmam7 yıl önceydi, bu noktaya gelebilmem ise  8-9 yılımı almıştı. o zamanlar basit bir sayfaydı, zamanla detaylandırmış. Bunu(basit oluşunu) bir bilgisayar tek. ve programcısı olarak söylüyorum. Yine sosyoloji 3. sınıf öğrencisi ve bir sürü kuramsal psikoloji kitabı okuyan biri olarak çok rahatlıkla söyleyebilirim ki bu "basit" sitenin ikna ediciliği tartışılmaz.  Her neyse geldik zurnanın zırt dediği yere...Doktor muayene için kalkacakken; ben korkudan, hatta  az daha zaman kazanayım derdiyle bir şeyler daha sordum, sabırla yanıtladı. Baktım olacak gibi değil "olsun bitsin bari" dedim...Yardımcısı olan hanım hazırlanmam için geldi. sekiz yaşından beri anneme bile göstermediğim çirkin kıçımı ikinci (ilki ağdacım) gören kişi bu hatun olacakmış demek. Bir sürü popo gören, ertesi gün benimkini hatırlamayacak bu insanlar için rutin olan bu olay bende deprem etkisi yarattı. İki utancı birden yaşamak kadar kötü bir şey olamaz diye düşünüyordum o an. İlki çıplak popomun görünmesi, ikincisi sağlık amaçlı bu çıplaklıktan utanmanın saçmalığı için utanmak. Daha kötüsü de varmış...İnsan yaşadıkça daha neler görecek...

Doktor muayeneye başladı. Önce elle(şu parmak atmak tabiri) sonra rektoskopi, sonra kolonoskopi, sonra defekografi...Hepsi zordu, en zoru da götümde dönüp sıçma hissi yaratan kolonoskopiydi...Nerdeyse ağlayacaktım.Yaşadıklarımdan daha mı ağrılıydı?
Fiziksel olarak: hayır...
Psikolojik olarak: ölüyorum sandım

Teşhis :
Rektosel
Anal fissür
Hemoroid
Anal spazm
Bilmem ne prolapsus (muhtemelen yanlış yazdım "barsak sarkması")
Bir de barsak uzaması varmış; bunları tedavi edersek kendilikten düzelebilirmiş.

İlk üçüne hazırlıklıydım, google sağolsun, belirtileri yazıyorsun teşhisi koyuyor. Gerçi ben en kötüsüne hazırlarım kendimi çok panik olmamak adına...Bu da tabi ki kanser türevi hastalıklardı.

Tedavi: Cerrahi

Neden bunlar benim başıma gelmişti sanki? Doktorun dediğine göre "kullanıcı hatası" götü hor kullanmışız... ben "nerede ameliyat olsam" "biraz daha beklesem yaza mı olsam" "biraz daha mı araştırsam"  diye düşünedurayım. Doktor yanlış dışkılama alışkanlıklarımızı anlatmaya koyulmuştu bile... İş uygulamaya gelince, nasıl sıçtığımı gösermemi istedi. "Oha!" dedim içimden ... Ama öyle kararlı bakıyor ki, söylemiştim sanırım otorite ondaydı ve ben itaat etmekle yükümlüydüm. Utana sıkıla çömeldim. "Öyle sıçılır mı!?" dedi, deli-dahi arasında bakan gözlerle. Hah! tamam dedim  "Siz gösterin o zaman nasıl...".Öyle oturduğun yerden beni maymuna çevirmek iyi mi?
Adam koltuğundan fırladı, yere çömeldi  kompleksiz ve rahatça, nasıl doğru sıçılacağına ilişkin bana bilgi veriyor. "Sırt ve baş dik, bacaklar rahat, en önemlisi topuklar yere değecek! Çiş yapıldıktan sonra derin bir nefes alınacak mermiyi namluya verecek kadar hafif bir ıkınma, nefesi boşaltırken o(bok) da boşalacak" 
Şaşkınlıktan ağzım açık bir halde izliyorum. gülmemek için nasıl tutuyorum kendimi...Bir cerraha ait karizma yerle-yeksandı o an. Gel gör ki bütün şüphelerime rağmen bu cerraha ameliyat olmaya kesin karar vermem o olayla gerçekleşti.Oldum olası böyle komplekssiz rahat insanlar hayranlık duyardım ve asla böyle biri olamayacağımı da bilirdim. Uzmanlıktan doğan kibirden böyle insanlardan ise tiksinirdim. Madem her işin bir işlevi var, kimsenin kimseye gözlerini kısarak "sen ne anlarsın ki?" diyerek bakmaya hakkı yoktu. Bu doktorsa, bu hareketiyle seviyeyi eşitlemiş, bazen paranoyaya varan şüpheci ve anksiyeteli tavrımı kırmayı başarmıştı. Gerçekten de o hareketten sonra kendisini daha samimi bulmuş, güvenilebileceğini düşünmüştüm. Ameliyat gününe karar verdikten sonra arayacağımı söyleyerek; Kafamda, ameliyat yöntemine dair bin-bir soru ile oradan ayrıldım...